AT ÖLÜR MEYDAN KALIR

Bir zaman düşünün son model Ferrarilerin ya da Mercedeslerin yerini  yerini çok iyi eğitilmiş atlar , Micheal Shumear lerin yerini boylu poslu delikanlılar almış olsun.  Seyislerinin bir bakışıyla hizaya gelen efsanevi atların yarışını  izlemeye şehrin dört bir yanından gelenler olsun.

“Duyduk duymadık demeyin yılın karşılaşması bugün Hipodrom’da oynanıyor. Maviler ve Yeşiller Hipodrom’da karşı karşıya geliyor. “ Hipodrom, maviler, yeşiller ?

Hipodrom bugün ki Sultanahmet Meydanı, Osmanlılar’ın At Meydanı dedikleri alan. Hipodrom kelimesi Yunancada At anlamına gelen hippo ile yarış ya da koşu anlamına gelen “dromi” kelimelerinden oluşur.

Yaklaşık iki Şükrü Saraçoğlu, üç İnönü Stadyumu kapasitesinde olan bu alan  Sultanahmet Camii’nin tam önünde uzanıyordu. İlkin Roma İmparatoru Septimius Severus (193-211) döneminde tahtadan yapılan hipodrom  , daha sonra taş, tuğla ve mermer malzemeler kullanılarak İmparator Constantinus döneminde (306-337) tamamlanmış. Bugün ki duruma göre Sultanahmet Camii’nin bulunduğu yeri ve onun karşısındaki Adalet Sarayı’nı , İbrahim Paşa Sarayı’nı ve İbrahim Paşa Sarayı’nın hemen yanında bulunan Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nü de kaplayan alanda 40 basamaklı tribünler vardı.İmparatorluk sarayı ve dolayısıyla da kathisma denilen imparator locası, şimdi Sultanahmet Cami’nin bulunduğu taraftaydı. Kuzey ucundaki girişte büyük kemerli yapılar, duvarlarda çok sayıda heykel vardı. Ortada, çevresinde yarışan arabaların döndüğü Spina’da, bazıları günümüzde de bulunan anıtlar vardı.

Ortada hipodromun kum sahasını ikiye bölen, arabaların etrafında yarıştığı alçak bir duvar, bu duvarın üstünde de imparatorluğun çeşitli yerlerinden getirilen abideler ve meşhur at yarışları ile atlarının heykelleri bulunurdu. Şöhretli bir araba yarışçısı akla gelebilecek her türlü maddi olanak içinde yüzerdi. Yarışçılar yeşil, mavi, sarı, kırmızı gibi politik güçleri de olan takımlara ayrılmışlardı. Zaman zaman yarışlara politika karışır, karşılıklı güçlerin mücadeleleri korkunç katliamlara dönüşebilirdi.

O zamanki araba sürücüleri bugünün F1 pilotları kadar olmasa da en ünlü kişler arasında yer alırlarmış. Toplumda çok saygın bir konumda bulunan  sürücüler yarışları kazandıklarında adına şiirler yazılır , heykelleri yapılırmış. Bir Micheal Schumaer için heykel yapıldı mı bilmiyorum.

Hipodrom, yalnızca eğlencelerin yapıldığı, heyecanlı vakit geçirilen bir yer değildi. Burada toplumun farklı kesimlerinin oluşturduğu gruplar bulunurdu. Bu gruplar arasında ülkedeki sorunlar hakkında görüşmelerde yapılırdı.

Hipodrom’un tam ortasında çevresinde yarışan arabaların döndüğü Spina uzanıyordu. Spina beş metre genişliğindeydi  ve üzerinde elliden fazla heykel bulunurdu.  Bu heykellerden üç tanesi hala günümüzde de mevcut.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında hipodrom çoktan harap olmuştu. Osmanlı döneminde de at ve cirit oyunları, spor yarışmaları, büyük şenlikler ve düğünler burada yapılırdı. İmparatorluğun gerileme döneminde, yeniçeri ve sipahi ayaklanmalarının çoğu burada oldu. 16. yüzyılda bazı büyük vezir konaklarının ön yüzleri bu alana bakardı.17. yüzyılın başında Sultanahmet Camisi yapıldı. Caminin yapılmasıyla Atmeydanı iyice daraldı. Ama Topkapı Sarayı’na, kentin ticaret ve liman kesimlerine yakınlığından dolayı önemini imparatorluğun son döneminde de korudu. İlk Osmanlı sergisi 1863’te burada açıldı. Abdüllaziz’in son yıllarında alan, parka dönüştürüldü.İzmir’in, Yunanlılarca işgalinin protesto edildiği ünlü Sultanahmet mitingi de burada yapılmıştır

DİKİLİTAŞ

İstanbul’daki Dikilitaş, günümüzde Sultanahmet Meydanını süsleyen üç anıttan biridir. 18,74 metre yüksekliğindeki Dikilitaş, tek parça pembe granitten yapılmıştır. Mısır İmparatoru 3. Tutmosis’in (İÖ 1504-1450) zaferlerini anlatan anıt, Heliopolis’teki Karnak tapınağının önüne dikilmişti. Julianus Apostata zamanında (361- 363) İstanbul’a getirilen Sütun, Theodosius döneminde mermer kaidesine yerleştirildi (390). Bu nedenle Theodosius Sütunu olarak da anılır. Kaidedeki Latince ve Yunanca yazıtlarda anıtın Mısır’dan getirilişi ve yerine yerleştirilişi anlatılır. Batı, doğu ve güney yüzlerde Theodosius, karısı ve çocuklarıyla birlikte oyun ve şenlikleri izlerken; kuzey yüzde ise Arcadius ve karısı işlenmiştir.

BURMALI YA DA YILANLI SÜTUN

Sultanahmet Meydanında bulunan üç anıttan ikincisidir. Birbirine dolanan üç yılandan oluşan bronzdan anıt, İÖ 480 ve İÖ 479’da, Yunanlıların Perslere karşı kazandıkları zaferlerin anısına, Delphoi’deki Apollon Tapınağı’na sunulmuş olan üç ayaklı altından kazanın kaidesiydi. Yazıtında, savaşlara katılan otuz bir kent devletinin adı bulunuyordu. Bizans İmparatoru Constantinus, anıtı söktürerek Byzantion’a getirtti ve Hipodroma diktirdi. 1204’te Haçlı Seferleri sırasında anıt hasar gördü. 1856’da yapılan kazılarda toprağa gömülü olan bölümü ortaya çıkarıldı. Bu sırada altında bir su yolu bulunduğundan, Bizans döneminde çeşme olarak kullanıldığı sanılmaktadır. 18. yüzyıla kadar varolan yılan başlarından biri bugün British Museum’da, birinin de yalnızca çenesi İstanbul Arkeoloji Müzesindedir; üçüncü baş kayıptır. Günümüzde bir çukur içinde bulunan anıtın, yaklaşık beş metre yüksekliğindeki burmalı bölümü parmaklıklarla çevrilmiştir.

ÖRME SÜTUN

Sultanahmet Meydanında bulunan üç anıttan üçüncüsüdür. Yapım tarihi bilinmemektedir; ancak Konstantinos 7. Prophyrogenetos döneminde (913-959) dikildiği ya da onarıldığı öne sürülmektedir. Kare gövdeli anıtın üzeri yaldızlı bakır levhalarla kaplıydı ve kaidesinde kabartmalı tunç levhalar yer alıyor, tepesinde de tunç bir küre bulunuyordu. Latin işgali sırasında (1204 -1261) levhalar ve tunç küre, sikke basımı amacıyla söküldü.

ALMAN ÇEŞMESİ

Wilhelm Çeşmesi olarak da bilinir, İstanbul’da Sultanahmet’teki meydan çeşmesidir. 1898-99’da Almanya’da yapılan çeşme, Alman imparatoru 2. Wilhelm’in armağanıdır.1901’de bugünkü yerine konan çeşmenin mimarı Spitta’dır. Biçim ve bezeme yönünden Osmanlı çeşme mimarlığından oldukça farklıdır, yabancı etkiler taşır. Sekizgen biçimli yapının bir yüzünde basamaklar, öteki yedi yüzünde birer çeşme yer alır. Her köşeden parlak yeşil mermerden bir sütun yükselir. Bu sütunlar çeşmenin üzerini örten sekizli tonozu taşır. Tonozun içi altın yaldızla, dışı renkli çinilerle bezelidir.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında hipodrom çoktan harap olmuştu. Osmanlı döneminde de at ve cirit oyunları, spor yarışmaları, büyük şenlikler ve düğünler burada yapılırdı. İmparatorluğun gerileme döneminde, yeniçeri ve sipahi ayaklanmalarının çoğu burada oldu. 16. yüzyılda bazı büyük vezir konaklarının ön yüzleri bu alana bakardı.17. yüzyılın başında Sultanahmet Camisi yapıldı. Caminin yapılmasıyla Atmeydanı iyice daraldı. Ama Topkapı Sarayı’na, kentin ticaret ve liman kesimlerine yakınlığından dolayı önemini imparatorluğun son döneminde de korudu. İlk Osmanlı sergisi 1863’te burada açıldı. Abdüllaziz’in son yıllarında alan, parka dönüştürüldü.İzmir’in, Yunanlılarca işgalinin protesto edildiği ünlü Sultanahmet mitingi de burada yapılmıştır.