BEN BİR CEVİZ AĞACIYIM GÜLHANE PARKI’NDA

Gülhane Parkı

Güzel, bol güneşli bir İstanbul sabahı. Her yer cıvıl cıvıl. Günler öncesinden planlarımı yapmışım. O gün  Eminönü – Kapalıçarşı civarlarında olacağım. Üstüne üstlük mutlaka balık ekmek yiyeceğim. Yanına bir de bir bardak  turşu alacağım. Bütün hayallerim aslında bunun üzerine kuruluydu. Ama hayat  neydi sen planlar yaparken başından geçenlerdi . Bir teklif geliyor : “ Hadi Gülhane Parkı’na gidelim. “ Bu teklife karşı koymuyorum. Ama hala aklımda balık ekmek ve kapalı çarşı kısmında keşfedeceğim yeni şeyler var. Bu düşüncelerle bir bakıyorum tramvaydayım bir bakıyorum Gülhane Parkı’nda , ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda ne ben bunun farkındayım ne de polis farkında.

Gülhane Parkı

Halimden şikayetçi değilim aksine kendim için bir ilki gerçekleştiriyorum o gün. İtiraf ediyorum ben yıllardır ilk defa Gülhane Parkı’na gidiyorum. Herkes için vardır böyle yerler hep bildiğin, adını duyduğun ama bir kere bile kapısından girmediğin. İşte o Gülhane Parkı alabildiğine güzelliğiyle uzanıyor şimdi  önümde. İçeri adım attığın andan itibaren  trafik, gürültü dışarıda kalıyor. Şırıl şırıl akan sular , gökyüzüne selam gönderen ağaçlar , ağaç tepelerindeki leylek yuvaları, rengarenk papağanlar, çiçekler, kamelyalar , papatya tarlaları ve ağaç dallarının arasından görülen deniz manzarası, çim kokuları sizi misafir ediyor . İstanbul’ un göbeğinde bu kadar yeşili bir arada görmek , oksijen soluduğunu hissetmek , kuş cıvıltılarını duymak pek mümkün değildir.  Biz de fırsat bu fırsat dev bir çınar ağacının   gövdesine  yaslanıp  anın tadını çıkarıyoruz. Biraz kitap , biraz fotoğraf, bolca nefes, kuş sesleri , dinginlik…

Gülhane…Adını vakt – i zamanında burada yer alan gül bahçelerinden almış. Çünkü burası Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesiymiş.   İstanbul şehremini operatör Cemil Paşa (Topuzlu) zamanında düzenlenerek 1912 yılında park haline getirilmiş ve halka açılmış. Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımı olan Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839′da Abdülmecit döneminde Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuş ve bu nedenle Tanzimat Fermanı ‘na Gülhane Hatt-ı Hümayunu da deniyor.

Ağacın altında bolca vakit geçirdikten sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Park , Alay Köşkü, Topkapı Sarayı ve Sarayburnu arasında yer alıyor. Sarayburnu yönünde ilerlerken sol tarafta 2008 yılında açılmış İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesini sağ tarafta da önce Atatürk heykelini daha sonra da Aşık Veysel heykelini görüyoruz. Buradaki Atatürk heykelinin bir özelliği var . Bu heykel Atatürk ’ün Cumhuriyetten sonra dikilen ilk heykeli (3 Ekim 1926). Heykel, Avusturalyalı mimar Kripel tarafından yapılmış.

Gülhane Parkı - Atatürk heykeli

Atatürk,  latin harflerini halka ilk defa bu parkta 1 Eylül 1928 tarihinde göstermiş. Atatürk’ün naaşı Ankara’ya gönderilirken, İstanbul’daki son tören Gülhane Parkı’nın Sarayburnu bölümünde 19 Kasım 1938 tarihinde yapılmış.

Sarayburnu bölümünün sonuna doğru geldiğimizde yine sağ taraftan yokuşlu bir yol kıvrılıyor. Bu yolun sonunda bizi iki şey karşılıyor. Biri üst kısımda yer alan Romalılardan kalma Gotlar Sütunu ,  diğeri ise şimdiye kadar gördüğüm en geniş açılı İstanbul manzarasına sahip bir çay bahçesi. Bu manzaraya karşı çay içmeden buradan ayrılmak olmaz deyip manazarayı gören bir masaya yerleşiyoruz. Bu çay bahçesinde çayların servisini siz yapıyorsunuz. O nasıl oluyor derseniz. Çaylar bardak bardak değil de kişi sayısına göre küçük ya da büyük bakır bir çaydanlıkla masanıza geliyor. Çay leziz , manzara harika . Mutlu olmak için neye ihtiyaç var daha .

Şiddetle tavsiye : Gülhane Setüstü Çaybahçesi. İşiniz Eminönü taraflarına düşerse ya da vaktiniz varsa buraya uğramadan, çayını içmeden geçmeyin. Önce bir parkı dolaşın sonra da manzaraya karşı keyif çayınızı yudumlayın. 2 kişilik bir demlik çay 12 TL. ve parkın kapıları saat 22:00 ye kadar açık.

DAHA FAZLA GÜLHANE PARKI FOTOĞRAFI İÇİN LÜTFEN BURADAN BUYRUN :

http://www.flickr.com/photos/gezerbocek/

posted by gezerbocek