BİR BAŞKADIR İSTANBUL’DA BAYRAMIN TADI

Türklerin İstanbul’a yerleşmesinden sonra, Türkiye’de ve İslam dünyasının her tarafında olduğu gibi İstanbul’da da saygı ve sevinçle karşılanan dini günler ve bayramlar yaşanmaya başlanmıştır. Bu bayramlardan birisi de Ramazan Bayramı’dır.

Eski İstanbul’da bayramdan bir gün önceki arife geceleri camilerin minarelerine kaftan giydirilir, mahya olarak da bir hat çekilerek Ramazan ayının yolculuğuna imada bulunulurdu. Eskiden Ramazan’ın on beşinden sonra konaklarda dikiş işlerinin ve bu yoldaki hazırlıkların başladığı görülür, bayramlık giysiler için kumaş alınarak süratle dikilmeye başlanırdı. Bayramlık alışverişinin en önemli kısmını el öpmeye gelecek çocuklara verilecek olan ucuna gümüş paralar düğümlenip hediye olarak hazırlanan mendillerle, davulcu, bekçi ve çöpçülere verilecek olan çiçekli, şal örnekli mintanlar oluştururdu. Bu alışverişler sürerken bir yandan da bayram temizliğine başlanır, evlerin her köşesi baştan sona temizlenirdi. Bayrama bir- iki gün kala tepsi tepsi baklavalar açılır, sarmalar sarılır bayramda pişirilmek yahut şerbetlenmek üzere çeşitli yiyecekler hazırlanırdı. Bayram gecesi İstanbul’un tüm hamamları sabaha kadar açık bulundurulur. “Arife suyuyla yıkanma” nın sevap olduğuna inanılır ve hamamlarda tas tas üstünde denilecek derecede büyük bir kalabalık bulunurdu.

Aile büyükleri hayatta değilse arife günü ikindi namazından, bayram günü ise bayram namazından hemen sonra aile kabirleri ziyaret edilirdi. Mahallelerde komşular birbirlerine giderek bayram tebriğinde bulunur, evleri ilk olarak bekçiler ziyaret ederlerdi. Bekçiler gittikleri her kapıda bir bayram manisi söyleyerek davul çalarlardı. Davulu daha çok mahalle bekçilerinin en genç olanı çalar, yaşlı bekçiler de kapıdan bahşiş toplarlardı. Bekçilerden birinin elinde sırık durur, o sırık evlerden birinin penceresine uzatılır, içeriden de sırığın üzerine basma, mendil ya da değişik hediyeler bağlanırdı. Tulumbacıların bahşiş alması da eski İstanbul’a has bir adetti. Tulumbacılar kapıları klarnet, darbuka gibi bir çalgı eşliğinde dolaşır, bahşişler fenerin ya da borunun içine toplanılırdı.

Bayram kutlamalarına bayram namazından sonra başlanır. Erkekler bayram namazında iken kadınlar ve çocuklar bayramlık elbiselerini giyerek süslenir. Bayram namazına yalnızca erkekler gider, namazdan sonra cemaat birbirleriyle bayramlaşır, erkekler eve geldiklerinde küçükler büyüklerin ellerinden öper, büyükler de onlara değişik hediyeler verirlerdi. Bayram sabahı kahvaltısı için evin hanımı tarafından bayram çöreği yapılırdı. Bayram kahvaltıları İstanbul halkı için büyük önem taşır eğer yakında ise aile büyükleri, yakın akrabalar yaşı en büyük olan kişinin evinde toplanarak özenle hazırlanan sofralarda bayram kahvaltısı hep birlikte yapılırdı.

Musahipzade Celal’in “Eski İstanbul Yaşayışı” adlı eserinde anlattığı üzere İstanbul’un birçok yerinde bayram yerleri kurulurdu. Bayram yerlerinin en meşhurları Fatih, Vefa, Yedikule, Kadırga ve Cinci meydanında kurulurdu.

Çocuklar, büyükleri dolaşıp mendillerini, paralarını aldıktan sonra yanlarında bir büyükle bayram yerlerine giderlerdi. Bu meydanların etrafı birçok çadırlarla çevrilir, büyükçe çadırın içinde hokkabazlar, ip cambazları ve halkın deniz kızı dediği toparlak kafalı 2 yanında ele benzeyen kanatçıkları ile yarı belden aşağısı pullu balık çoluk çocuğa onar paraya seyrettirilirdi.

Meydanın arkasında salıncaklar kurulur, dönme dolaplar, atlı karıncalar bayram eğlencelerinin çeşitlerini teşkil ederdi. Ayrıca donanmış, süslenmiş çek çek arabalarına, süslü midilli atlara binilir, bir saha üzerinde çocuklar araba sefaları yapardı. Bu meydanın dışında her türlü yiyecek satıcıları tezgahlarını kurarlar ayrıca buralardaki çadırlarda kahveler, nargileler, çubuklar içilir, çeşitli illerden gelenler kendi yörelerinin oyunlarını oynar, türkülerini okur, destanlarını anlatırlardı.

Ramazan Bayramı’nın birinci günü özellikle akşamcılar için ayrı bir önem taşımaktaydı. Bir ay boyunca kapalı olan meyhaneler bayram geldiği zaman açılır. Hatırı sayılır müşterilere gedikli meyhane sahipleri tarafından bayram sabahı midye ya da uskumru dolması gönderilirdi. Bu dolmaya ise “unutmabeni dolması” denilirdi.

İstanbul’da Ramazan ziyaretlerinde şeker ikramı adet olduğu için bu bayrama eskiden yaygın olarak “Şeker Bayramı” denilmekteydi.