BOZCAADA’ DAN İSTANBUL’A MEKTUPLAR – 2

Bozcaada'da güneş batarken

İstanbul’cum ;

Nasılsın bugün ? Sıcak mısın yoksa esiyor mu ılık ılık kıyıların ? Senden uzakta bir gün daha.

Okuduğum kitapla seni anmaya devam ediyorum bu arada. Aklıma bir sürü sorular geliyor seninle alakalı ? İlk keşfeden kimdi ya da kimlerdi seni ? İlk adın neydi ? Nasıl bulmuşlardı ? En bakir halini merak ediyorum İstanbul’um. En dokunulmamış ve el değmemiş hallerini. Yedi tepen nasıldı mesela ? Kimbilir ne güzel görünüyordur o tepelerden masmavi boğaza bakmak. İlk kim baktı oradan? Ve ne dedi bu güzelliği ilk gördüğünde ? Bir zaman makinesi olsa ve sadece o ana şahit olmak için geçmişe gidebilsem. Ya da anlat İstanbul bana desem. Anlatacak halim kalmadı diyeceksin bilirim. O zaman elimdekilerle idare etmeli(miyim)?

Mütevazi soframız

Batırdık güneşi doğanın en güzel renklerine şahit olarak. Hemen selam verdik tüm parlıklığıyla bize göz kırpan aya ve yıldızlara.Rüzgar kuvvetlendi. Kadeh sesleri gelmeye başladı masalardan. Ve biz de mezesi kendi halinde ama sohbeti bol bir masa hazırladık kendimize. Ev yapımı birkaç şişe şarap eşlik etti sohbetimize. Dostlar geldi , dostlar gitti. Herkes bir şeyler söyledi. Seni konuştuk İstanbul. Konu döndü dolaştı sana geldi. Samatya dedik ne kadim bir semttir. H.sonu Karaköy’den balık almak ne büyük bir keyiftir . Zaman dedik ? Zaman bir ileri iki geridir bazen İstanbul’da . Ya da geçmek bilmezdir. En nihayetinde her insan İstanbul’dan geçmelidir , dünya gözüyle bir İstanbul görmelidir dedik. En son noktayı koyduk . Sonlandırdık geceyi . Güzel bir şarap tadı kaldı damaklarda. Az kaldı İstanbul’um daha geçemedim ben senden . Bu yüzden yolculuk var ufukta çok yakında.

Samatya’ ndan özlemle ve hasretle öperim , Kadıköy’e ve Taksim’e selam ederim .

Gezerböcek