BOZCAADA’DAN İSTANBUL’A MEKTUPLAR

Canım İstanbul’um ;

Uzaklardan lavanta kokulu bir adadan yazıyorum sana bu satırları. Olağanca hızıyla esen rüzgara rağmen önümde çarşaf gibi , cam gibi mavilerden mavi beğenebileceğin  bir deniz uzanıyor.

Sana bir Bozcaada’dan bakmak istiyorum . İstiyorum lakin göremiyorum İstanbul. Senden çook uzaklardayım anlayacağın. Ancak yine aklımdasın ve hatta yanımda. İstanbul Hatırası diye bir kitap aldım senden uzakta olsamda sokaklarını anlatsın bana diye. Burası bana seni unutturur , aklımı çeler de kalırım diye mi korkuyorum kimbilir.

Sanmıyorum. Çünkü gittiğim her yeri , gördüğüm her şehri seninle kıyaslıyorum İstanbul’um ben. Evet diyorum vapur ama hani vapurun kuyruğunda martılar ya da nerede çaylar ? Evet sokaklar , evler her şey muhteşem. Koca bir çınarın altında oturup sakızlı bademli kurabiyelerle taze demlenmiş mis gibi çayı ağır ağır içerken hiçbir şey düşünmeden sadece etrafı izlemek, bir yerlere yetişmek için telaş etmemek  ve hatta bir yerlere yetişme derdinin olmaması, saatlerce ama saatlerce aynı yerde oturup kalmak, o dükkan senin bu dükkan benim ada şaraplarının tadına bakmak. Hepsi aldatıcı , hepsi akıl çelici. Ama bir şeyler eksik sanki. Zaman burada hep durmuş gibi.

Halbuki ben sende istediğimde zamanı durdurmayı , istediğimde yeniden hızlandırmayı seviyorum. Çok değil daha birkaç gün önce Çengelköy’de sokak aralarında kendimi ufak bir sahil kasabasında hissederken , birkaç saat sonra Beşiktaş’ta kalabalık başımı döndürdüğünde işte ben bunu seviyorum dememiş miydim ? Bütün bu zıtlıkları , aşırıkları , dönüşümleri , başkalıkları. Zamanın avcumun içinde olmasını.

Bak ne diyor elimdeki kitapta :

Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim,” dedin,
“bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede.”

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Konstantinos Kavafis

Daha fazla yazamıyorum İstanbul’um . Deniz beni çağırıyor. Ve bu davete hayır diyemeyeceğim.

Seni büyük bir aşkla seven Gezerböcek