ÇENGELKÖY OLUR MASAL

Boğazın her yeri bir parça değişmiş şimdi,

Yine Çengelköyü lakin öyle!

Bahçeler, bağlar, ağaçlar, evler…
Yine sessiz, yine sakin öyle!
Elli yıl köyden uzak kalmışken
Tanıdım: İşte benim doğduğum ev!
İşte, en eski mahallem, sokağım!
Geçiyor aynı sokaktan hâlâ
Kendi halinde vakur insanlar…
İşte hiç fasılasız dört mevsim
Köye lezzet dağıtan bostanlar!
İşte tılsımlı o bağlar ki bütün dünyada
Yoktur eşi!
Sonbahar oldu mu dallar eğilir,
Sararır ayvalar altınlaşarak,
Meyve halinde verirler güneşi.
Tanıdım: Çarşının en ihtiyarı
Başı göklerde asırlık çınarı.

Orhan Seyfi Orhon

Küçük bir çocuktum Çengelköy’e merak salalı. Belki herkes gibi her Cuma akşamı oturupta büyük bir keyifle izlediğim , Cuma’ların bir an önce gelmesini bazen sırf bu yüzden istediğim “Süper Baba” yı izlerken canlandı bu merakım kimbilir. Taaa o zamanlardan seviyordum uzaktan uzağa güzelim İstanbul’u . İstanbul bu kadar da büyük değildi benim için. Süper Baba’daki bir sahil kasabasıydı, Nihat’ın kahvesiydi , Sermet amcanın köşesiydi. Benim için İstanbul Çengelköy’dü.

Bu yüzden İstanbul’a geldiğimde ilk Çengelköy’e gitmiştim. Sanki cam bir fanusun içindeydi Çengelköy. Hayat ağırdan akıyordu burada. Otobüsten indiğiniz andan itibaren hissettiriyordu kendisini size. Burası İstanbul değildi , burası İstanbul olamazdı.

İnsanlar saatlerce aynı çay bahçesinde oturup , hep aynı denize bakıyorlardı. Vapurlar gelip geçiyordu, insanlar gidip geliyordu ama Çengelköy’lü için hayat hep aynı yavaşlığıyla seyrediyordu. Huzura yerleşmişlerdi çünkü.Kopup gitmek mümkün olmuyordu. Eskiden Çengelköy diye başlayan cümleler hep hasret kokuyordu.

İlk kez Bekar Deresi’nin denize döküldüğü yerde kurulmuştu Çengelköy. Sanki dere can vermiş buraya ve bir hayat yeşermişti. Çengelköy bir vardı bir yoktu, bir azdı bir çoktu. Çengelköy aslında bir masaldı. Masal bir şehrin en güzel köşesiydi ya da.

Biz de bir masalın kahramanı olmak üzere düştük yollara. Çokta serin olmayan bir günü sessiz sakin noktalamaktı amacımız. Onca trafiğe rağmen otobüsten iner inmez sarmalayıverdi Çengelköy’ün dinginliği. Aradığımızda buydu , buradaydı. Birazcık durmaya ve bu yavaşlığa ayak uydurmaya gelmiştik. Önce karınlar uzun uzun denize izleyerek doyuruldu. Gezmek için yeteri enerjiyi de aldık.

Ama ondan önce birkaç  soru takılmıştı aklıma . Mesela Çengelköy adı nereden gelmişti? Ya da neden Çengelköy salatalığı meşhurdu ?

Çengelköy’e ilk olarak Protos Diskos denmiştir. “Protos Diskos” Birinci Koy anlamına gelmektedir. Milattan sonra 5. yüzyıl “Iustianos ve Theodora” hükümdarlıkları zamanında (527-565) Ayios Yeoryios kilisesinin bulunduğu noktada, eski ve o zamanın akışı ile terkedilmiş harabe bir krallık sarayı bulunuyormuş.

İmparatorice Theodora ve Iustinianos manastır hayatını seven insanlar olduklarından, bu harabe krallık sarayını onartarak manastır haline getirmişler.

Harabe sarayın manastıra çevrilmesi ve burada tövbekar olmuş günahkar kadınların barındırılması nedeni ile imparatoriçe “Theodora” nın isteği üzerine manastıra “Ta Metanias” yani “Tövbekarlar” (tövbekarlar manastırı) adı verilmiş.
Bu bilgiler doğrultusunda Çengelköy’ün ilk ismi “Protos Diskos” (Birinci koy) dan sonra Ta metanias (Tövbekarlar) olmuş.
11. asırın başlarından itibaren kilise ve allah yolunda önemli adımlar atılmaya başlanması ile beraber Çengelköy’ün ismi “Singelköy” olarak anılmaya başlanmış. “Singelos” patrikliğe (üst seviye din adamı) aday olan kişilere verilen ünvandı. O zamanlar “TaMetanias” isimli köyün harabe olmuş manastırı onarılıp buraya saygın kişilerin yerleşmesi ile köyün “Singeluhora” yani “Singelköy” adını aldığı (milattan sonra 1055) sanılıyor.

Çengelköy’ün ismi hakkında ki diğer bilgiler ise şöyledir. İstanbul’un fethinden sonra köyün ismi Türk ve İran karakterlidir. Çenk iran dilinde (savaş) anlamını taşır, ancak bu köyde (Çengelköy) tarihe geçmiş olan herhangi bir savaş olmamıştır. Çengel ismine gelince, burada bulunan ve çengelcilikle uğraşıp geçinenlerden geldiği söylensede, boğaz içinde çengelcilikle uğraşan köy veya yerleşim alanı hiç olmamıştır.

“Sultan Mehmet” in (1451-1481) denizden çıkardığı çengelden dolayı köye “Çengelköy” adını verdiği sanılıyor. Yeni nesil tarihçilerden Mehmet Raif beyin yazısına göre 18. asırda Çengelköy’ün ismi, köyde bulunan çengeller ve çengel ustaları sebebinden değil; köye yerleşerek camii yaptıran “Çengeloğlu Tahir Paşa” nın adından ileri geldiğidir. Evliya Çelebi’nin (17.asır) yazılarına baktığımızda da harap olmuş, daha sonradan köylüler tarafından onarılmış olan köyün ismi “Çengelköy” olarak geçiyor.

Çengelköy, havasının güzelliği, sularının çeşitliliği, eşsiz tatlara sahip meyve ve sebzeleri ile Osmanlı döneminde özellikle hükümdarlar için en gözde sayfiye yerlerinden biri olur. Ne eksen yetişir bir toprağa sahiptir. Ünü bugüne uzanmış nam-ı diğer bademi Çengelköy’ün alamet-i farikasıdır. Özel bir tohum , Çengelköy’ün toprağı,havası ve suyu ile beslenince ortaya öyle bir lezzet çıkmış ki senelerce unutulmaz. Şimdi Çengelköy salatlığı diye aldıklarımızdan daha ince ve küçük olan asıl Çengelköy salatalığı Çengelköy sırtları diye anılan Talimhane tarafında yetişirmiş. Mevsimi gelince, sahildeki ya da evlerin etrafındaki bahçelerde yetişen salatalıkları değil, Talimhane’de yetişenleri beklerlermiş.

Daha da geçmişe 19. yüzyıllara gittiğimizde Pazar kayıkları denilen büyük kayıklarla Çengelköy bahçelerinde yetişen badem , çilek, kiraz ve ayva gibi ünlü meyveleri Pazar kayığı İskelesi’nden şehre taşınır ve dönüşünde köyün ihtiyaçlarını getirilirmiş. Pazar kayıkları , Çengelköy’ün günümüzde mevcut olmayan bu iskele Çınarlı Meydan’da bulunurmuş.

Çınarlı Meydanı deyince nam-ı diğer Nihat’ın kahvesine doğru yürüyoruz. Burada da kaç yıllık olduğu tam olarak bilinmeyen bir koluyla boğazı kucaklayan asırlık çınar ağacını görüyoruz.

E o gün tembelliğimiz üzerimizde biraz. Yanımızda tazecik eklerlerimiz de varken Nihat’ın kahvesine ve çınarın gölgesine sığınıp boğaza karşı bir çay içelim diyoruz. Yapıyoruzda dediğimizi. İstanbul’da olduğumuzu unutturuyor bize Çengelköy. Biz aslında bir sahil bir kasabasındayız. Martı seslerinden başka ses yok. Rüzgar estikçe deniz kokusu geliyor burnumuza.

Sonra dar ve küçük Çengelköy sokaklarına doğru keşfe çıkıyoruz.  Çengelköy sokakları, yanyana sıralı evlerin bulunduğu, birbirleriyle çeşitli noktalarda buluşan düzensiz sokaklardan oluşuyor. Sokaklarda  etraflarını kuşatan yahut arka kısımlarında küçük bir bahçeye sahip genellikle bir veya iki katlı evler görüyoruz. Bir rivayete göre 1832 yılında Çengelköy’de çıkan büyük yangında sayıları kesin olarak bilinmemesine rağmen yaklaşık yüzaltı ev ve yirmi üç iş yeri kül olmuş.

Sokaklar bize tanıdık aslında. Akıllar yine Süper Baba’ya gidiyor. Sermet abinin durduğu yer,  Fiko’nun beyaz eşya mağazası, çocukluk anılarım , özlemler hepsini görüyorum sokak aralarında ve hepsini yeniden yaşıyorum. Çengelköy’ün her  bir köşesinde hem tarih hem de anılar canlanıyor.

Her dinden ve her milletten insanın yaşadığı bir yer Çengelköy. Bu yüzden hem camii hem de kiliseyi aynı güzergahta görmek mümkün.

İskelenin hemen karşısındaki tepede karşımıza çıkan Aya Yorgi Rum Kilisesi, 1830’da Bizans Manastırı’nın yerine inşa edilmiş. 1909’daysa restore edilmiş. Geçmiş yıllarda
27 Temmuz tarihinde burada düzenlenen panayırlarda semt halkı sabaha kadar eğlenirmiş. Günümüzdeyse 27 Temmuz sade törenlerle kutlanıyor.

1960’lı yıllara kadar ağırlıklı olarak Rumların oturduğu Boğaziçi köyü olan Çengelköy’de kısmi de olsa geleneksel Boğaziçi yaşantısı hâlâ devam ediyor. Hala birçoğu dimdik ayakta duran yalılar Çengelköy kıyılarına ince bir gerdanlık kadar yakışıyorlar. Örneğin semtin simgelerinden Sadullah Paşa Yalısı ne yazık ki sadece yüksek duvarların arkasından izlenebiliyor. Çünkü her ikisine de girmek için özel izin almanız gerekiyor.

Boğazın en eski klasik ahşap yalılardan Sadullah Paşa Yalısı, ortadaki oval salondan sekiz küçük odaya geçilen geleneksel Osmanlı yalı mimarisine uygun tasarlanmış. Sadrazam Koca Yusuf Paşa tarafından satın alınan, Yusuf Paşa’nın eşi Hanife Hanım ölünce kızı Emine Hanım’a, ondan oğlu Hamdi Paşa’ya kalan, fakat Hamdi Paşa tarafından Sadullah Paşa’nın babası Es’ad Muhlis Paşa’ya yeniden satılan yalı bugün, Sadullah Paşa’nın uzak bir akrabası Emel Esin’e ait. Ayşegül Tecimer’in de bir dönem kiracısı olduğu Sadullah Paşa Yalısı hâlâ kiralık olarak kullanılmaya devam ediyor.

Uzun ve keyifli bir günü Çengelköy sokaklarında sonlandırıyoruz. Bir korna sesiyle rüyadan uyanıyoruz. Çok keyifli bir uykunun en güzel yerinde uyandırılmış insan asabiyetiyle evimize dönüyoruz.

Ne bir gün Çengelköy’ü keşfetmeye yetiyor ne de sayfalar O’nu anlatmaya. Bu yüzden Çengelköy’le ilgili keşiflerimizin devamını arkası yarın kuşağına bırakıyoruz.

Bir de size gitmeden bir tavsiyede bulunuyoruz :

Bu tarihi semtin tadını çıkarmak, sokaklarının sükunetini yaşamak, Tarihi Çınaraltı Aile Çay Bahçesi’ndeki yüzlerce yıllık dev çınarın gölgesinde soluklanmak ve Boğaz kıyısındaki manzarayı izlemek istiyorsanız hafta içini tercih edin.