ÇIRAĞAN SARAYI’NIN ESRARENGİZ HİKAYESİ !!!

Ortaköy Meydanı'ndan İstanbul Manzarası

İstanbul’a gelmeye karar verdiğim ilk anı hatırlıyorum. Her şey bir iki dakikanın içinde cereyan etti. Benim Istanbul’u mağrur bir sevgili gibi gördüğüm ve ilk bakışta aşık olduğum yer Bebek’te Boğaz’ı bütün güzelliğiyle gözlerimin önüne seren bir noktaydı. Ve o zamanlar üniversite sınavına girecek bir lise öğrencisiydim. Orada durup “ Ulan İstanbul “ diye cümleye başlayan milyonlardan birisi değildim. Bu şehre gelmeliyim ben demiştim sessiz sedasız. Ben mutlaka bir gün bu şehre gelmeli ve burada yaşamalıyım.  Aylar ayları kovalı sonra yıl oldular geldim ben bu şehre. Yaşadım , yaşadığımı sandım, yaşıyorum .

Niye anlatıyorum bütün bunları. Ortaköy’e doğru yürüyordum bunlar aklımdan geçerken. Çoğu insanın İstanbul’a platonik bir aşk beslemeye başlayacağı noktalardan birisi de Ortaköy’deki o meydandır çünkü.  Boğazı görürsünüz, ışıklar göz kırpar karşıdan. Esma Sultan Yalısı’na kanat geren Boğaz Köprüsü’nün haşmeti önünde diz çöküp ilan-ı aşk edersiniz İstanbul’a içten içe. Ya da  sigaranızdan derin bir nefes çeker ve daha beş dakika önce trafiğinden , kalabalığından şikayetçi olduğunuz bu şehre   “ Her şeye rağmen seviyorum seni “ itirafında bulunursunuz kandırılmışlığın verdiği bir his ve dudak kenarına yerleşen ufak bir gülümseme ile.

Bu elbette ki bir Ortaköy yazısı olacak sevgili okuyucu. Ben en çok Beşiktaş’ın Ortaköy’e giden o iki tarafı ağaçlı yolunu sevdim. Zaman duruyordu çünkü bu yolda sağdan soldan geçen son model arabalar olsa da . Ya da  havanın gri olduğu  o gün, o  yolda siyah beyaz bir fotoğrafta renkli bir  nokta gibiydim. Tam karşımda duran Çırağan Sarayı’nın o büyük kapısından padişah hazretleri çıkar diye bekledim. İçimden “ Ya  Padişah Hazretleri beni bu halde görürse halim nic’olur ? “ diye geçirdim.

Çırağan Caddesi Yeni ve Eski hali

Madem Çırağan Sarayı dedik devam edelim. Ve öğrendiğimde beni hayrete düşüren o hikayaye başlayalım :

Bu bir padişah kendisine görkemli bir saray yaptırır , büyük, renkli salonunda davetler balolar düzenler ve yıllar boyu çoluk çocuk burada mutlu mesut yaşarlar hikayesi değil. Gece yatmadan önce hikayenin anlatıldığı küçük bir çocuk olsam korkudan kendimi defalarca yorganın altına saklar sonra her şeye rağmen merakımdan tıpkı bir kaplumbağa gibi başımı azıcık çıkarıp “ Sonra nolmuş ?” diye sorardım. Bu böyle bir hikaye.

Çırağan Sarayı’nın bugün Beşiktaş ve Ortaköy arasında bulunan yeri 17. yüzyılda Kazancıoğlu Bahçeleri diye bilinirmiş. Şu anda bizim gördüğümüz Çırağan Sarayı’nın yerinde önceleri yine Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından eşi Fatma Sultan (III.Ahmet’in kızı) için inşa ettirilmiş bir yalı bulunmaktaymış. Kendisi burada Çırağan Şenlikleri denilen meş’ale şenliklerini düzenletirmiş. İşte bu olaylar dolayısıyla bu alan Farsça’da ışık anlamına gelen ‘Çırağan’ ismiyle anılmaya başlanmış.

Çırağan Sarayı

Sultan II. Mahmut 1834′te bu alanı yeniden yapılandırma kararı alınca önce mevcut olan yalıyı yıktırmış  sonra yapının etrafında bulunan okul ve cami, mevlevihaneyi ortadan kaldırılmış.Beşiktaş Mevlevihanesi de yakında bulunan bir yalıya nakledilmiş. Hemen belirtelim Beşiktaş Mevlevihanesi istanbul’da açılan üçüncü mevlevihane olma özelliğini taşıyor.

Güçlü bir inanış ve rivayetlere  göre Beşiktaş Mevlevihanesi’nin buradan kaldırılması, burada yatan evliyaların mezarlarından edilmesi  uğursuzlukların da başlangıcı olacaktır.

Sarayın yapımına 1863 yılında Sultan Abdülmecid’in emriyle  başlanmış. Sarayın mütahhitliğini ve mimarlığını Osmanlı devrinin meşhur ailesi Balyanlar üstlenmiş. Sarayın inşaasının başlamasından bir yıl sonra  mimar Nikoğos Balyan, altı yıl sonra da Sultan Abdülmecid  hayata veda etmiş. Durum böyle olunca da sarayın bitirilmesi  Sultan Abdulaziz’e kalmış. Sonuç olarak saray 1871’de bitirilmiş.

Çırağan Sarayı

Saray’da ikamet etmenin hayallerini kuran Abdülaziz halkın baskısıyla bunu da yapamayıp Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmiş. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi sarayın inşaatı mimar Sarkis Balyan ve Agop Balyan tarafından 1863′ ün ilk günlerinde başlatıldığında, sahildeki mevlevi dergahı yıktırılmış ve evliya mezarlarının üstüne temel atılmıştı. Bundan mıdır hala bilinmez 1876 yılında Abdülaziz tahttan indirildikten bir süre sonra ailesi ile birlikte Saray’a hapsedilmiş ve bir rivayete göre bu sarayda, cinayetimsi bir intiharla büyük acılar içinde, aynaları, avizeleri kırarak ölmüş. Daha sonra tahta geçen Sultan Abdülaziz’in yeğeni V. Murat’ ı bekleyen kötü son da bu sarayda intikal etmiş. 30 Mayıs 1876 yılında padişah olan  ve sadece üç ay sonra akli dengesini yitirdiği için tahttan indirilen  V. Murat bugün Beşiktaş Lisesi olarak kullanılan Harem binasında 1904 senesine kadar yani 27 sene boyunca  mahpus kalmış. Bütün bu olaylar sarayın lanetlenmiş olduğuna dair inancı giderek kuvvetlendirmiş.Daha sonra Meclis-i  Mebusan binası olarak kullanılan Saray , 1910 yılının 18 Ocak akşamı elektrik kontağından çıkan yangın sonucu kül olmuş. Saray’da o yıla değin olup bitenleri düşündükçe bu yangının da gizli bir güç tarafından çıkarılmış olabileceğini aklımın ucundan geçirmiyor değilim. Geçiriyorum çünkü tam da şu anda hayal alemimle bağlantı içindeyim.

Yanıpta küle dönen, küllerine hırsızların üşüştüğü sarayın enkazının arasında kalan boş arsa Beşiktaş Kulübü’ne tahsis edilmiş ve Beşiktaş’ın Şeref Stadı olarak kullanılmış. Beşiktaşlı futbolcular yıkıntılar arasında uzun süre top koşturmuş.

Çırağan Sarayı'nın Beşiktaş Şeref Stadı olarak kullanıldığı yıllar

1946 yılında Saray’ın bodrum katında bulunan Mevlevi dervişlerine ait mezarlar, bir istihkam yüzbaşısının altın aramak için yaptığı kazılarda tahrip edilmiş aynı yıl içerisinde Saray çıkarılan bir kanunla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bırakılmış. 1987′ de, Kempinski adlı yabancı bir şirket tarafından restorasyona başlanmış. 1992′ de restorasyonu tamamlandığında ise saray Çırağan Palace Kempinski Hotel adıyla hizmet verecek olan turistik bir otel olarak şimdiye değin geldi.

Dışarıdan görünen görkemine aldanarak bu sarayın insana her zaman mutluluk getireceğini düşünmüştüm ama tüm söylenenler bir rivayet olsa da iyi bir gerilim filmine konu olacak bir hikaye çıktı Çırağan Sarayı’ndan. Hala esrarengiz olaylar devam ediyor mu bilinmez ama artık önünden geçerken kendisine korkuyla karışık bir hayranlık duyacak ve bildiğim bütün duaları okuyacağım sanırım. Zira padişahın hazretlerinin çıktığını hayal ettiğim kapısından bir evliya hazretleri de çıkıp gelebilir.

Ortaköy yolculuğu burada bitmeyecek , devam edecek değerli okuyucu.

P.S. : Yazar bu yazıyı yazarken yıllar sonra Dinamo Fm ‘de yayın yapan “Kaybedenler Kulübü”  programını dinliyordu.