İSTANBUL’ DA SAKİN BİR PAZAR NASIL GEÇER ?

İstanbul’da sakin bir Pazar nasıl geçer  ya da nasıl geçmeli ? Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişiyor olsa da ben sakin çok sakin geçen bir Pazar gününü paylaşmak istiyorum sizlerle.

Haftanın altı günü çalışıyorum. Sadece bir günlük hafta tatilim var o da Pazar. Pazar günü benim için tek atımlık bir kurşun gibi anlayacağınız. Bugün birşeyler yaptın yaptın ya da güzelce dinlendin dinlendin başka şansın yok. Ertesi gün işin sen bekler.

Durum böyle olunca kıymetlimiz Pazar gününü olabildiği kadar iyi değerlendirmek istiyorum. Sabah erkenden kendimi dışarı atıp keşfe çıkmakta, tam aksini yapıp günün büyük bir bölümünü evde geçirip geri kalan kısmını kendimi dinlendirecek aktivitelerde bulunmakta o günü iyi değerlendirmek bana göre.

Bu Pazar günün büyük bir kısmı evde geçti örneğin. Dediğim gibi o gün tek atımlık bir kurşun olduğu için eviniz ve kendinizle ilgili her şeyi bugün halletmelisiniz. Keyifli bir kahvaltının ardından evde yapılacaklar tamamlandıktan sonra taktım çantamı koluma düştüm Taksim yoluna.

Planım şu : Fotoğraf makinem ve kitabımı yanıma alarak önce uzun zamandır gündüz gözüyle görmediğim İstiklal caddesinde dolaşmak,biraz fotoğraf çekmek , sonra Fındıklı’ya doğru uzanıp Mimar Sinan Üniversitesi’nin hemen yanındaki çay bahçesinde denize karşı çayımı yudumlayıp yeni kitabıma başlamak.

Akşama doğru… Hava hala aydınlık…Ruh hali stabil ve huzurlu. Yollar kısmen boş…Otobüsler de öyle. Zamanla yarışmıyorum. Acelem yok. Kısa süren yolculuğun ardından İstiklal Caddesi’ndeyim. Yine her zaman ki gibi mahşeri bir kalabalık var. Biraz kalabalığın sesinden uzaklaşmak istiyorum. Kulaklarımda ruh halime uygun sakin bir müzikle ağır ağır etrafıma baka baka İstiklal Caddesi’ni dolaşıyorum. Zaman zaman ara sokaklara giriyorum. Sesler, yüzler, sokaklar….İstiklal Caddesi kalabalığından uzaklaşmanın en güzel yollarından birisi benim için St.Antuan kilisesidir. Hemen ufak bir manevra ile kilisedeyim. Daha önce bu kilisenin tarihi ile ilgili yazmıştım. Sakinliğime daha çok sessizlik ve biraz daha huzur ekleniyor. Biraz oturup bunun tadını çıkarıyorum. Daha sonra çok inanmam ama içimden geliyor iki de mum yakıyorum üstüne. Bakalım dilekler gelecek mi yerine ?  Ve yeniden kalabalığın kalbine.

İnsan selinin içinden sürüklenerek Kazancı Yokuşu’ndan aşağıya uzanıyorum. Çok değil 5 dk. sonra yolun sonunda deniz göz kırpıyor. İçimden sevinç nidaları yükseliyor. Tavşan kanı bir bardak çayım orada beni bekliyor. Bu şehri işte bu yüzden seviyorum. Her şeyi bir arada yaşayabildiğim için.

Mimar Sinan Üniversitesi’nin hemen yanında inanılmaz güzel çay yapan salaş bir çay bahçesi var denize nazır ve büyük bir dalga geldiğinde tepeden tırnağa ıslanacağınız kadar yakın. Saatlerce oturabilir, kahvaltılıklarınızı alıp Pazar kahvaltınızı bile burada yapabilirsiniz. Kimse karışmaz, bir şey demez. Tepenizde dikilen ya da ne zaman kalkacak acaba diye gözünüzün içine bakan biri olmaz. Bu rahatlıkla çektim kendime bir sandalye ve hemen çayımı söyledim.

 

Çayımı beklerken planladığım ve evden çıkarken hayalini kurduğum üzere kitabım çantamdan çıktı, müziğim yine başladı. Bu ikiliye sıcacık bir çay da eklenince bunun adı tam bir Pazar keyfi oldu. Biraz kitap, biraz çay ve biraz da boğaz manzarası…Dünyadaki en güzel üçlülerden birisi sanırım..Derken geçen zaman boğaz manzarasına yıldızları ve ayı da eklenince iyi ki İstanbul var ve iyi ki İstanbul’dayım dedim kendi kendime. Ve Pazar keyfi Fındıklı’dan Beşiktaş’a uzanan yolun sonunda nihayete erdi. Ama bu kadarı da dinlenmeme ve Pazartesi’ye hazırlanmama yetti. İşte sakin Pazar günü de böyle geçti :)