İSTANBUL’A YAKIŞIR

Dünya Şehri İstanbul

Yerel yönetimlerin merkezi yönetimle eşgüdümlü çalıştığı İstanbul’un yakaladığı ivme, dünya kamuoyunun da dikkatini çekiyor. Dünyanın saygın ekonomi gazetelerinden Financial Times’ın En İyi Yaşanılabilir Şehirler anketinde, dünyanın yaşanılabilecek en iyi şehri İstanbul oldu.

Kendi alanında dünyanın saygın gazeteleri arasında ön sıralardaki yerini kurulduğu günden beri koruyan uluslararası İngiliz iş gazetesi Financial Times’ın En İyi Yaşanılabilir Şehirler anketinde İstanbul, dünyanın yaşanılabilecek en iyi şehri oldu.

Yerel yönetimlerin merkezi yönetimle eşgüdümlü çalışması ile ulaşımdan sağlığa, sanattan kültüre, spordan ticarete gösterilen başarılarla dünya kamuoyunun dikkatlerini üzerine çeken İstanbul’un dünyanın yaşanılabilecek en iyi şehri olması, kentimizin ve ülkemizin yönetim anlayışının da bir nevi zaferi olarak görülüyor.

2010 Avrupa Kültür Başkenti’ne unvanını layıkıyla taşıyan,  sportif alanda yapılan yatırım ve organizasyonların neticesinde 2012 Avrupa Spor Başkenti olarak seçilen İstanbul’un bu başarısının arkasında, çalışma azminin istikrar ile birleşmesinin yarattığı güç var. Kentimizin bu başarısında başta Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Kadir Topbaş’ın ve onlarla birlikte gece gündüz demeden canla başla çalışan ülke sevdalısı ekiplerinin payı çok büyük.

Bir tarafta modern iş merkezleri ve gökdelenleri ile dünyanın saygın ticaret şehirleri arasına giren, diğer yandan tarihi ve kültürel değerleri ile medeniyetlere ve imparatorluklara başkentlik etmiş, bir diğer taraftan uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapan bir kent olan İstanbul’un dünyanın yaşanılabilecek en iyi şehri olmasının tesadüf olmadığını gösteriyor.

İstanbul’u en iyi yaşanılabilir şehir olarak gösteren gazetenin dünyanın en önemli ekonomi gazetelerinden Financial Times’ın olması ise kentimizin global ekonominin gözündeki imajını göstermesi açısından da ayrı bir öneme sahip.

İstanbul’un En İyi Yaşanılabilir Şehirler anketinde dünyanın yaşanılabilecek en iyi şehri olmasını Financial Times’ın yazarlarından Edwin Heathcote şöyle yorumladı;
Financial Times anketinde zirve yapan İstanbul

İşte insana ilham veren bir haber… Görünen o ki, yaşanabilir kentler fikri, kalemi ve klavyeyi harekete geçiren türden. Financial Times’ın Mesken & Ev bölümünde 8 Mayıs tarihinde yayınlanan, görünüşe göre her zaman “dünyanın en yaşanabilir” listelerinde zirveyi kapan kentlerin mülayimliğine dair eleştirim, büyük tepki

uyandırmış, uzatmalı bir tartışmaya yol açmıştı. FT.com anketinin sonuçları şaşırtıcı ve ilgi çekici. Okuyucuların anketinde ilk sırayı kapan kent İstanbul. Bunu gördüğüme gerçekten memnun oldum –işte karşınızda benim sürekli karşı çıktığım tek yönlü burjuva kültürünün antitezi niteliğinde bir kent; bu da bütün savunduklarımı teyit eder nitelikte. İstanbul kozmopolit ve yoğun bir şehir; nüfusuyla genç fakat kumaşıyla tarihi; insanların gelirlerindeki büyük farklılıklarla toplum birbirine karışmış; erişilebilir ve statüsünü her zaman için sadece kıtaları değil, medeniyetleri, fikirleri, dinleri ve halkları bağlayan bir köprü olarak belirlemiş bir kent.

İkinci ve üçüncü kentler ise daha tahmin edilebilir nitelikte: Londra ve New York. Eskiden aşina olduğum bu kentlere biraz önyargıyla yaklaştım –ve bunun biraz da FT seçimiyle alakalı olduğunu itiraf etmem lazım– ama yine de her iki kent de kendilerini yeniden yaratmayı bilip yerlerini hak ettiler. Bunun yanında hem Londra’nın hem de New York’un yakın zamanda göçmenlerle ilgili sorunlar yaşadığını belirtmek lazım; her iki kentin yönetimi de liberal bakış açıları nedeniyle merkezi hükümetleriyle ters düştüler. Göçmenliğin önündeki bariyerleri yükseltmek vasıflı işçilerin (ve aynı zamanda bir o kadar önemli olan vasıfsız fakat girişimci işçilerin) önünü kesecektir; bu da sadece başka bir yerdeki rekabet açısından iyi olabilir. Bu, zirvede kalmak için kentlerin ciddi bir bakış getirmesi gereken bir konu. Göçmenler olmadan Londra ve New York bugün nerede olurdu?

Dördüncüyü de tahmin etmem gerekirdi. San Francisco’yu listemden çıkardım –tek bir Amerikan kentinin yeterli olacağını düşündüm– ama sonucu eleştiremem. Kentin etnik ve toplumsal harmanı, kültürü, iklimi, manzarası ve hoşgörüsü burayı yerini hak eden az şehirden biri haline getiriyor. Paris’i de katmamıştım ama beşinci seçildi. Paris yerine Roma’ya vermiştim oyumu; nedeniyse Fransız başkentinin burjuva şıklığına karşın Roma’nın kaotik bir büyüsü olmasından başka bir şey değil. Ne var ki kenar mahalleleri şehrin duvarlarıyla ayırıp göçmen topluluklarını bu beton halkanın ardına atması nedeniyle Paris’i sosyal hareketlilik açısından pek uygun görmüyorum.

Sonraki sırayı Rio kaptı, onun ardından ise yine benim gözden çıkardığım Sydney geliyor. Her iki şehir de güneşli, rahat, kozmopolit yaşam tarzlarına sahip. Hong Kong’un dokuzuncu sırayı alması adil bir seçim gibi geldi ama yine de belki bu da FT okuyucularının önyargılarını ortaya koyan bir durum. Delhi’nin onuncu sırayı almasına ise bir şey diyemeyeceğim.

Sonuç olarak herkesin ölçütü farklı; listeler çok öznel şeyler. Kentleri aklımızda oluşturup değiştiriyoruz. Soft City adlı kitabında Jonathan Raban’ın yazdığı gibi: “Kentte yaşam bir sanattır… Bizim hayalimizdeki kent, yani yanılsamanın, efsanelerin, tutkuların ve kâbusların kenti belki de harita ve istatistiklerde gördüğümüz kentlerden çok daha gerçektir.” Ya da listelerden de daha gerçektir diyebiliriz.

KAYNAK : www.ibb.gov.tr