İSTANBUL’UN ALTIN BOYNUZU: HALİÇ

Her şey bir mitoloji ile başlar. Olimpos’un  çapkınlığı ile ünlü Zeus’u, Argos kralı’nın güzelliği ile ünlü kızı İo’yu görür ve ona vurulur. Zeus’un karısı Hera, bu aşkı öğrenince olan olur. Ve Kıskançlılığıyla onu öyle bir öfke sarar ki artık Zeus’a Haera’nın şerrinden İo’yu korumak kalır. Bunu üzerine Zeus İo’yu bir beyaz inek şekline sokar. Ama Hera boş durmaz ineğin başına bir devi nöbetçi koyar. Zeus, habercisi Hermes’i göndererek kurtardığı İo’suna kavuşmadan Hera bu sefer İo’nun rahatını kaçırmak için ona atsineği musallat eder. İnek şeklindeki İo sinekten kurtulmak için kendini sulara atar ve boğazı yüzerek geçer. Ve boğazı geçerken derin vadi sularla dolar ve böylece Boğaz oluşur.  Sinekten ve Hera’nın şerrinden kurtulmak için Haliç’in bulunduğu körfeze gelen İo artık  buraya yerleşir. Buradaki bir tepede dünyaya getirdiği kız çocuğuna Keroessa adını verir. Zeu ile İo arasındaki macera bu.

İo’nun Bağazdan geçerken ki burası bundan böyle “inek Geçidi” anlamına gelen Bosphorus olarak bilinmeye başlayacaktır. Dünyaya getirip Keroessa yani boynuz adını verdiği kız çocuğundan dolayı da bu körfeze Hrisokeras (AltınBoynuz) denilecektir.

Mitolojiler bir yana Haliç, antik çağlardan beri hep Altın Boynuz olarak görülmüştür. İstanbul Kenti’nin kuruşundan bu yana da bu büyük koy kentle ayrı düşünülmemiştir. Bizantion’u görmüş olan Antik Çağ tarihçi ve yazarları kentin zenginliğini anlatırken  bu zenginliğin başlıca kaynağını ticaret olarak  gösterirler ve Altın Boynuz (Hrisokeras) olarak adlandırdıkları Haliç’e dikkat çekerler.

Doğal bir liman olması ile sınırlı olmayan Haliç adlandırıldığı ismi fazlası ile hak edercesine sunduğu zenginlik kaynaklarından biri palamut (Pelamidis) balıklarının da kaynağı idi. Tarihçi Polibios ve Strabon, deniz akıntılarının palamut başta olmak üzere balık sürülerinin Haliç’e girmeyi zorladığını ve Haliçte elle bile balık avlanabileceğini söylemektedir.

Coğrafik biçim olarak bir boynuza da benzeyen Haliç’in İstanbul’a kattığı yaşam kaynağıMezopotamya’ya hayat veren Nil Nehri ile aynı benzer özelliği taşımaktadır. Kuzeyde kıvrıla kıvrıla  Karadeniz’e açılan su yolu; Boğaziçi. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya Trakya ile Anadolu arasında akan ticaret ve askeri yolunun tam merkezinde, kuzeybatıda eşine bir başka yerde görülmeyecek muhteşem doğal bir iç  liman olan Haliç.

Kuzeydeki; Karadeniz çevresi zenginliklerinin güneye çıkmasını sağlayan Akdeniz ticaret gemilerinin Marmara su yolu üzerinde her türlü tehlikede sığınabilecekleri ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek kara ticaret yollarının geçiş noktası Haliç’e sahip olmak Akdeniz yani dünya ticaretinin yüzde yetmişine hakim olmak demekti.

Peki bu Haliç nasıl bir şeydir dediğimizde tarih boyu bir çok semti de kapsayan bir kent bölgesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir akarsu gibi menderes çizen, girintileri ve çıkıntıları,  küçük koyları ve burunlarıyla bir uçtan bir uca sekiz kilometrelik bir uzunluğa sahip bir su yolu. Akarsu vadisi olan bu yerin, yerkabuğunun son biçimlenişini veren tektonik hareketler sonucu kırılması üzere Boğaziçi sularının dolmasıyla meydana gelmiştir.Ve İstanbul Haliç’i yeryüzünün de ilk Haliç’i olarak ta yerini alır.

Haliç’in oluşturduğu tarihi İstanbul yarımadasından önce Boğaziçi’nin ilk yerleşimlerinin Halkedon’da (Kadiköy) kurulduğunu tarihin babası sayılan Herodotes’den öğreniyoruz. İlk yerleşimciler için pek de cazip olmayan şimdiki İstanbul,  Sicilya’da ticaret kolonileri kurmuş Megaralı denizciler için Haliç’e sahip İstanbul altın bir fırsattı. Haliç’e sahip olunmakla dünya ticaretine ve balıkçılık  sektörüne çok büyük çabalar harcamadan sahip oluna biliniyordu. Haliç’in önemini kavrayamayarak Kadıköy’e yerleşen ilk Boğaziçi yerleşimcilere belki bu nedenlerle körler ülkesi anlamına gelen Kalkedonlular denilmişti.

Balkan yarımadası’nın güneydoğu ucundaki plato da, Avrasya bozkırlarını Akdeniz bölgesine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulun Megara kenti Haliç limanı ile bir dünya kenti Bizantion olurken kendisinden önce kurulan yerleşimler ise onun dış mahallelerini oluşturacaktır.


Tags: