İSTANBUL’UN PRENSLERİ : BURGAZADA

İstanbul garip bir şehir. Her şeyi içinde barındırıyor. Eğlence isterseniz yanı başınızda, kaçıp gitmek isterseniz o da yanı başınızda, her ne kadar imkansız gelsede sakinlikte yanıbaşınızda. Düşünüyorum dünyada kaç şehrin adası vardır mesela. Kaç şehirde çocukların “ Yazın adalara gider balık tutardık.” diye anıları vardır. Şanslıyız ve bu yüzden kopamıyoruz bu şehirden.

İtiraf etmeliyim 10 yıldır İstanbul’dayım şimdiye kadar nedense ada denilince Büyükada gelir aklıma. Bazen plansızlık en iyi plandan daha iyidir. Geçtiğimiz hafta çok ani bir karar ile gitmeye karar vermiştik Burgazada’ya. İyi de oldu.

Yazlık ve tatil hazırlıklarını severim. Sabahın erken saatinde bayram çocukları gibi mutlu uyandım. 10 yıldır hiç görmeğim bir yeri ilk defa görecek olmanın heyecanı da denilebilir buna. Kahvaltımızı adada yapacaktık. Dumanı üzerinde tüten poğaçalarımızı alıp Bostancı vapur iskelesinden sık aralıklarla kalkan motora bindik. Ben istanbul’un adaya gidişlerini seviyorum. Vapurda ya da motordaki insan manzaralarını izlemeyi , karanlıklar ve kalabalık içindeki İstanbul’u geride bırakmayı, yolculuk boyunca sessiz sedasız oturmayı , bir yandan rüzgar eserken, martı sesleri eşliğinde gazetelerin Pazar eklerini karıştırmayı her şeyini seviyorum.

Tüm bu mest hallerimden sonra  yaklaşık yarım saatlik bir yolculuk ve nihayet Burgazada’dayız. Yalan olmasın bu ada hakkında bildiğim tek şey yıllar öncesinde çıkan ve adanın tepesini çıplaklaşıtıran yangınıydı.

Burgaz Adası….Yunanca adı Antigoni. Büyük İskender’in generali, Demetrios’un babası olan Antigone buraya büyük bir kale yaptırmış. Ada önce onun adıyla anılmış, sonra Yunanca kale/burç anlamına gelen Burgaz (Pyrgos) adını almış. Prens adalarının içerisinde büyüklük olarak üçüncü sırada yer alıyor.

Motordan iner inmez değişen psikolojimizle mis gibi ada havasını çektik önce ciğerlerimize. Vapur iskelesinin önünde Sait Faik heykeli karşıladı bizi. Bir şaşkınlık daha. Öğreniyorum ki Sait Faik Abasıyanık hayatının bir bölümünü bu adada geçirmiş. Evini görmek istediğimizde ise görüyoruz kapı duvar. Sait Faik Müzesi ‘ne dönüştürülen evi tadilatta. Önümüzdeki sene görülebilecekmiş.

Her ne kadar o kadar hazırlıklı gitmesekte niyetimiz Jazz –Piknik etkinliğine katılmak.  Vapur iskelesinin sağından devam ediyoruz yolumuza. Yol kenarları erikten geçilmiyor. Şehri unutup çocukluğumuza dönüyoruz. Biraz erik koparıp , sallana sallana yetişmek zorunda olduğumuz hiçbir yerinde olmamasının rahatlığıyla manzarayla birlikte yürüyoruz. Karşımızda hem Heybeliada hem de Kaşık adası var.

Yol boyunca denize girenler, güneşlenenler , piknik yapanlar da var tabi bu manzaranın içinde. Uzun bir yürüyüşten sonra yolun sonunda görünüyor  gideceğimiz mekan. Erik ağaçlarıyla dolu bir çay bahçesi. Gölge bir köşe bulup tıpkı doğma büyüme adalı insanların yaptığı gibi başlıyoruz hayatı yavaştan almaya. O kadar yoğun çalışmanın ardından ilaç gibi resmen. Önce kahvaltı sonra sonu gelmeyen uzun oturmalar ve sohbetler.  Sıcak bastığında arada bir deniz. Yalnız haftasonu tüm adalar kadar kalabalık. Ve deniz bolca yosunlu.

Oturduğumuz çay bahçesinin  az ilerisi Kalpazankaya. Rivayete göre  Osmanlı döneminde kalpazanların bu kayanın arkasına gizlenerek sahte para yaparlarmış. Burada bir balığıyla ünlü bir restaurant mevcut. Bir de Kalpazankaya’dan gün batımı izlenmeliymiş. Biz onu yapamadık maalesef.

Uzun uzun oturmalarımıza gitar sesleri de eşlik etti. Ve zaman su gibi akıp geçti. Akşam vapuruna yetişmeye çalışırken adayı bir de faytonla keşfedelim dedik. Fayton gezisi esnasında Hristos Manastırı ve kilisesini, Hagios İoannes (aya yani) kilisesini, Hagios Georgiyos (aya yorgi) Manastiri ve Kilisesi’ni de görebilirsiniz. Sokaklar Pazar olmasına rağmen sakin ve evler ada mimarisini yansıtıyor. Sokaklarında gezerken bir gecede olsa burada kalabilmeli diye geçiriyorum içimden. Burada uyanabilmeli insan bir sabahta olsa.

Fayton yolculuğunun da ardından vapurlarımızın hareket saatine kadar sahilde soğuk biralarımızı yudumlamaya karar verip vakit geldiğinde adaya veda ettik.

Olurda siz de benim gibi tüm bir günü doya doya adada geçirip güne martı çığlıklarıyla adada başlamak  isterseniz  üç seçeneğiniz bulunuyor :

Burgazada Öğretmenevi : Hem konaklama hem de restaurant için fiyatlar oldukça makul.

Mehtap 45 : Bildiğimiz tek şey Mehtap Caddesi 45 numarada güzel bir manzarasının olduğu.

Villa Mimosa : Gerçekten şahane bir bina. Kalabalık arkadaş gruplarıyla birlikte gidip konaklayabilirsiniz. Ancak belirtelim en az 7 günlük rezervasyon yapılabiliyor. Yüksek fiyatları duyduğunuzda dudağınız uçuklamasın.