İSTİKLAL’İN MABEDLERİ : SAINT ANTUAN KİLİSESİ

Saint Antuan Kilisesi

İstanbul Film Festival’i devam ediyor biliyorsunuz. Pazar günü sona erecek. Dün Nişantaşı City’s de 11:00 seansında Ingmar Bergman ‘ın Güz Sonatı’nı izledik. Film yaşamını sanatına adamış olan ünlü konser piyanisti Charlotte’un yedi yıl aradan sonra orta yaşlı kızı Eva ile buluşmasını anlatıyor. Bu buluşma önce klasik sevgi gösterileriyle başlıyor fakat daha sonra çocuklarıyla ilgilenmeyen Charlotte’ un hatalarıyla yüzleşmesiyle devam ediyor. Eva annesiyle hesaplaşıyor. . Bol bol diyalog, yakın çekimler , geçmişi , sevgiyi , ölümü sorgulama… Bütün bunlar bir araya gelince film bittiğinde bir süre yerinizde kalmak ve susmak istiyorsunuz. Oldukça çarpıcı ve sarsıcı bir film.

Böyle bir filmin ardından İstiklal caddesine yol alırken istediğim tek şey sessizlik, sakinlik ve biraz durmaktı. İstiklal caddesinde bu ortamı sağlayacak belki de tek yer Saint Antoine Kilisesidir. Saatlerce orada oturabilir , uhrevi havası sayesinde yenilenerek yeniden İstiklal’e / kendinize dönebilirsiniz.

İstanbul’un en büyük ve cemaatı en geniş Katolik Kilisesi ünvanına sahip yapı ilk olarak 1725 yılında Osmanlı İmparatorluk Saray ve Devlet hizmetinde bulunan ve ayrıca ticaretle uğraşan Katolik ülkelerin (ekserisi İtalyan-Fransız) vatandaşları ve onların aileleri için 1906 yılında inşa edilmeye başlanmış. Binanın yapıldığı yerde daha önce Konkordiya Tiyatrosu bulunurmuş. Bu tiyatro , 1905 yılında yıktırılıp arazisi kilise yapılmak üzere vakfa tahsis edilene kadar da devrin paparazzilerinin kapısı önünde bekleşip buraya girip çıkanları haber yaptıkları İstanbul’un en gözde eğlence mekânıymış.

Yüksek tavanlı çok geniş bir salonu, onu kuşatan locaları, büyük bir sahnesi ve önünde orkestra bölmesiyle Paris’in ünlü Moulin Rouge’unun kopyası olduğu rivayet edilirmiş Konkordiya’nın. Tiyatro grupları geldiğinde masalar kaldırılır sandalyeler sıra halinde dizilir, sair gösteri grupları geldiğinde masalar açılırmış… Yaz mevsiminde aynı düzen binanın arka kısmındaki bahçesinde kuruluyordu. Genelde yurt dışından gelen tiyatro ve gösteri gruplarını misafir edermiş Konkordiya. Söz gelişi 1842’de Konkordiya tiyatrosuna gelen Rum sanatçılar Romeo Juliette’i, Othello’yu, Hamlet’i oynamışlar. Konkordiya’nın locaları, o dönemde Osmanlı hükümetiyle iş yapan banka, banker ve yabancı firma temsilcilerinin adına kapatılmış halde dururmuş. Bu localarda nice dedikodular dönmüş. Hatta tiyatro Fehim Paşa’nın konu olduğu entrikalı bir olaya da tanık olmuş.

Saint Antuan Kilisesi İç Mekan

Bu sıralarda yine Pera’ nın başka bir köşesinde 1774 yılında inşa edilen Saint Antuan kilisesi 1904 yılında tramvay yolu inşası için yıkılmış. Tramvay yolunun şu anki konumunu düşününce İstiklal Caddesi’nde şu anda yürüdüğümüz yerlerde nelerin olduğunu düşünmeden edemiyorum. Rahipler aynı caddede kiliselerini kurabilecekleri yeni bir alan aramışlar. Konkordiya tiyatrosunun olduğu bu alanı bulmuşlar. 23 Ağustos 1906′da da bugünkü kilisenin temeli atılmış. Maddi kaynak bulamama sıkıntılarından dolayı kilise inşaatı ancak 1911′de tamamlanmış. 15 Şubat 1912 tarihinde de ibadete açılmış.

Kilise İstanbul doğumlu İtalyan Mimar Giulio Mongeri tarafından 20×50 m ölçülerinde, Latin hacı biçiminde ve İtalyan Neogotik üslubunda, betonarme olarak inşa edilmiş. Kilise duvarları belirli yüksekliğe kadar mozaik kaplama ve yapının dış cephe duvarları tuğladandır. Kilise eğimli bir arazi üzerinde inşa edilmiş . Eğimden kazanılan alanda, kilisenin altında bir kilise daha bulunuyor… Alttaki kiliseyi ise Keldaniler ve Süryaniler kullanıyor.

Kilisenin avlusuna İstiklâl Caddesi üzerinde bulunan altışar katlı ve birlerine bir geçitle bağlanan iki apartman arasından giriliyor. Bunlar İstiklâl Caddesinin ilk betonarme yapılarından St. Antuvan Apartmanları’dır ve kiliseye gelir getirmesi amacıyla inşa edilmişlerdir. Kilise avlusuna girerken apartmanları bağlayan bu geçit, aynı zamanda apartmandaki iki dairenin terası olarak kullanılıyor. Yani terasın bir yanı kilisenin bahçesindeki kutsal sessizliği, diğer yüzü Beyoğlu’nun ışıltılı İstiklal Caddesi’ni yaşıyor. Burada oturanlar gerçekten çok şanslılar.

Saint Antuan Apartmanı

Kilisenin bahçesinden içeri girdiğinizde cam bir fanusun içine girmişsiniz gibi İstiklal’in bütün sesleri kayboluyor. İnce ince nakış gibi işlenmiş görkemin seyrine dalıyorsunuz. Gösterişli bir yapının karşısında kendinizi ufacık hissediyorsunuz. Kiliseye girdiğinizde yüksek tavanların altında ilerlerken hissettiğinizde yine aynı şey. Kiliseye inancı ne olursa olsun birçok ziyaretçi geliyor. Başı kapalı ellerini açmış dua edenlerle haç çıkaranları yanyana görebiliyorsunuz. Biz zaten yüzyıllardır böyleyiz aslında. Yanyanayız. Ve sevdiğimiz , alıştığımız bu ülkeyi kendine özgü yapanda, özel kılanda bu değil mi ? Masa başında oturup ülke yönettiklerini düşünenleri getirmeli sanırım buraya. Bazı konularda nafile çabalarını belki o zaman anlayabilirler (mi).

Saint Antuan Kilisesi İç Mekan

Kilisede Salı günleri saat 11:30 da Türkçe ayinler de yapılıyor. Bir de bir inanışa göre burada 7 hafta boyunca her Salı gelip mum yakarsanız dileğiniz gerçek oluyormuş. Burada mum, kolye, kartpostal, kitap gibi eşyalar ve dilekleri simgeleyen gümüş eşyalar satılıyor. Bunlar genellikle bir ev, araba ya da bebek şeklinde oluyor . Dileği gerçekleşen, tekrar gelerek aldığı sembolü panoya asıyor. Ayrıca, dileği gerçekleşenlerin bazıları da kiliseye bir sonraki gidişlerinde ekmek götürüyor. Bu ekmekler o gün saat 5′ten sonra fakirlere dağıtılıyormuş. Ben de Salı günü gitmiştim. Ama bu inanıştan haberim olmadan mumlarımı yaktım. Dileğimi diledim. Dileklerin yazıldığı kara kaplı deftere de yazdım. O zaman kaldı altı haftam . Tabi yakılan mumlar , ağaçlara bağlanan bez parçaları , defterelere yazılan dilekler bunların hepsi sembolik şeyler. İstenilen şeylerin asıl yazılması gereken yer başka.

İstiklal’e gittiğinizde defalarca önünden geçip hiç içeri girmediyseniz bir gün mutlaka ziyaret edin. Uzun uzun oturun, susun , düşünün, etrafı seyreyleyin. Bu yüzden tek başınıza gidin. Kalpten bir dilek dileyin. İnansanızda inanmasanızda bir mum yakın. İyi geliyor.