MAKBULDEN MAKTULE PARGALI İBRAHİM PAŞA

İbrahim Paşa Sarayı'ndan Sultanahmet Camii Manzarası

Sultanahmet civarında dolaşmayalı ve dip köşe keşfe çıkmak isteyeli epey bir zaman oldu aslında. Ve bulduğumuz ilk fırsatta  elimizde kitaplarla At Meydanı’nda aldık soluğu. Hep önünden, yanından yöresinden , yakınından geçip alelade gözlerle baktığımız, ola ki bir turist rehberine denk gelirsek buradaki tarihi eserlerin hikayelerini öğrendiğimiz bir mekandır Sultanahmet. Bu yüzden biz de elimizde büyük bir İstanbul haritası  Murat Belge’nin İstanbul Gezi Rehberi ve Rüknü Özkök’ün İstanbul :Yedi Tepede On Yedi Gezi kitaplarını da alarak yerli bir turist edasıyla çıktık yola. Zira amacımız bir turist merakıyla etrafımızda gördüklerimizi incelemek bir Japon kadar fotoğraf çekmekti.

Şimdi alanı dahilinde sadece 3 önemli taşı ve bir çeşmeyi  gördüğünüz ama tarih içinde gördüğünüzden çok daha büyük bir yeri kaplayan ve bizim başlangıç noktamız olan At Meydanı hakkında da yazılacak şeyler var tabi ki ancak At Meydanı’nın tam karşısında yer alan ve şu an İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan bir yapıya çevirmek istiyorum dikkatlari. Ki son dönemlerdebu yapının sahibi bir dizi vasıtasıyla sıkça evlerimize konuk oluyor.

Balıkçı oğlu İbrahim

Nereden nereye diyesi geliyor insanın Makbul, Frenk, Sadrazam ya da lakaplarını bir kenara koyarsak İbrahim’in hayatını okuyunca.

Yüksek olasılıkla 1493 yılında, bugün Yunanistan sınırlarına dahil olan Parga yakınlarında bir köyde doğmuştur. Balıkçı olan babasıyla yaşayıp giderken henüz altı yaşındayken kimine göre Türk kimine göreyse  Maltalı korsanlar tarafından kaçırıldığı ve Manisa yakınlarında dul bir hanıma köle olarak satıldığı rivayet olunur.

Dul kadın nasıl olup , nasıl bulduysa ya da Süleyman  İbrahim’i nasıl gördüyse oğlunu Şehzade Süleyman’a hediye eder. Aslında Şehzâde ile İbrahim Paşa’nın tanışmaları  üzerine renkli öyküler de anlatılmaktadır.  Bunların en yaygın olanı, Şehzâde Süleyman’ın bir gezinti sırasında, ağaçların arasından güzel bir keman -başka kaynaklarda kemançe olarak geçmektedir- sesi duyduğu, çalan kişinin ise İbrahim olduğu ve Şehzâdenin, kendisini yanına çağırması sonucu tanıştıkları öyküsüdür.

Neticede dul kadının şehzadeye vermiş olduğu bu hediye, şehzade Süleyman için çok  makbule geçmiş olacak ki İbrahim’e Makbul İbrahim denir artık. İbrahim’in şans yüzüne gülmüştür.

Şu anda İslam Eserleri Ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılan Pargalı'nın sarayı - Bahçeden Bir görüntü

İbrahim’in yükselişi : Damat İbrahim Paşa

Şehzade tarafından çok sevilir Pargalı ya da makbul İbrahim. Hammer tarihine göre İçoğlanlarının kendilerine ait daireleri olduğu halde, İbrahim Paşa’nın padişahın gözdesi olduğu için, efendisinin dairelerinde uyuduğunu ve yemeklerini birlikte yediklerini aktarmaktadır.

Etle tırnak gibi olan bu ikilinin ilişkisi özellikle İbrahim’in hayatının her alanını etkileyecektir. İbrahim ile Şehzade arasında gelişen yakınlık, İbrahim’in, İbrahim Paşa olma serüveninin başlangıcı olarak görülmektedir.

Süleyman , O’nun zekasına ve yeteneğine hayranlık duyar. Sadece hayranlıktan mıdır bilinmez Süleyman sayesinde İbrahim imparatorlukta ilk olan ya da zor olan  bir çok şeyi kolaylıkla elde eder , yükselir.

Birden bire Has odabaşalık’tan veziri azamlığa geçişi bununla yetinmeyip kız kardeşi Hatice ile evlenmesi  İbrahim’in padişahın gözündeki değerini iyiden iyiye belli etmiştir.

İbrahim Paşa ile Hatice Sultan tarih boyunca osmanlı saraylarında sünnet düğününden başka kutlama yapılmaz iken günler  geceler süren çok görkemli bir düğünle evlenirler. Bu düğünün görkemli olduğuna dair, Kanûnî ile İbrahim Paşa arasında geçen bir konuşma  anlatıla gelmiştir.  Buna göre, padişah, İbrahim Paşa’ya şehzadelerin sünnet düğününün mü, yoksa onun kardeşiyle düğününün mü daha görkemli olduğu sorusunu yöneltmiştir.  Bunun üzerine İbrahim Paşa: “benim düğünüm gibi şimdiye kadar olmamış ve olmayacaktır” yanıtını vermiştir ( Hammer, 1365).  Padişah, bu yanıt karşısında şaşırarak, nedenini sorduğunda, İbrahim Paşa “sizin düğününüzde benim düğünümdeki kadar büyük bir davetli yoktur:  Benim düğünüm, zamanımızın Süleyman’ı olan Mekke ve Medine Padişahı’nın huzuruyla müşerref olmuştur” demiş  ve hanesine bir puan daha yazdırmıştır.

Sultan’ın gözdesi Damat İbrahim Paşa evliliğinden dört ay sonra Mısır’da patlak veren veren huzursuzlukları bastırmak üzere Mısır’ a gönderilmiştir. Ancak bu gidiş öyle böyle bir gidiş değildir. Bu noktada bir ilk daha gerçekleşir ve Sultan Süleyman veziriazamını ı İstanbul yakınındaki adalara kadar uğurlamasıdır.  İbrahim Paşa, Mısır’daki düzeni sağlarken, Kanûnî’nin buyruğu üzere, İstanbul’a geri dönüşü de , en az uğurlanışı kadar muhteşem olmuştur.

Bu yolculukta anlatılması gereken başka bir unsur daha vardır. Padişahın kıymetlisi Damat İbrahim Paşa’ya Kanuni tarafından murassâ takımları iki yüz bin duka altunu değerinde güzel bir arap atı gönderdiği rivayet olunur. Damat İbrahim Paşa ise Mısır dönüşü padişah hazretlerine kendisine verdiği armağana karşılık, padişaha, aynı değere sahip bir serpuş takdim etmekte hiç sakınca görmemiştir. Osmanlı görenekleri açısından padişahın bir armağanına, İbrahim Paşa’nın aynı değerde bir armağan sunması oldukça dikkat çekicidir.

Buradan da Damat İbrahim Paşa’nın padişahın yakın ilgi ve sevgisine mazhar olduğu açıkça görülmektedir.

Frenk İbrahim Paşa

Büyük ihtimalle İtalyan ufak ihtimalle de rumdan devşirme olan Makbul İbrahim Paşa ,diğer sadrazamlar gibi sadece devlet işlerinden ilgilenmez.  Kendisinin Usta bir keman virtiözüdür. Yunanca,Farsça ve İtalyanca’yı ana dili gibi bildiği rivayet edilir.

Avrupa’da siyasal durumun iyiden iyiye kötüye gittiği dönemden faydalanan Osmanlı batıya doğru ilerler. 1526 tarihinde, Veziriazam ve aynızamanda Anadolu Beylerbeyi olan İbrahim Paşa, Petervaradin’in fethiyle görevlendirilmiş, ünvanlarına bir yenisini daha ekleyerek Rumeli Beylerbeyi ünvanını da geçici olarak almış ve başarılı olmuştur.  Osmanlı’nın Mohaç Meydanı’ndaki zaferinden sonra, Budin’e ilerlenmiş ve burası da alınmıştır.

Budin’nin fethinde elde edilen ganimetler İstanbul’a götürülmüştür. Bu ganimetlerin en önemlileri, Yanko Hunyad’ın oğlu Kral Mathias Korvin’in kütüphanesi, Ayasofya mihrabının iki 18 tarafına konulan tunç şamdanlar ve yine tunçtan olan üç adet heykeldir.  Budin’den getirilen heykeller, Herkül, Apollon ve Diyana figürleridir .

İbrahim Paşa, bunları Atmeydanı’nda bulunan sarayının önüne koydurtmuştur.  Kendisi başlı başına bir olay olan İbrahim Paşa’nın İslam geleneğine aykırı bir sanat biçimi olan bu insan figürlerini sarayının önüne diktirtmesi, halkın gözünde Paşa’nın saygınlığını ve güvenilirliğini sarsmıştır.  O’na Frenk ya da Gavur paşa lakabının bu dönemden kaldığı tahmin edilmektedir.

İbrahim Paşa Sarayı'nın At Meydanı'na bakan cephesi

Maktul İbrahim

Mohaç Meydan Savaşı’nda ve sonrasında aldığı başarılarıyla İbrahim Paşa yükselişinin tepe noktasına doğru ilerlemektedir. Veziriazam İbrahim Paşa, padişahın damadı olmanın yanı sıra, hem Serasker, hem Rumeli Beylerbeyi, hem de altı tuğ sahibi olmuştur.  İbrahim Paşa’nın  elde ettiği ayrıcalıklar sonucunda, pek çok kararı kendi başına buyruk verdiği rivayet olunur.  “Padişah demek ben demeğimdir der,yetmez padişahlara has olan sultan ünvanı kullanıverir. Bağdat’ta görevi esnasında Serasker Sultan sıfatıyla ferman imzalaması koyar.

Bu hareketle İbrahim Paşa’nın bi yerde kendi ipini çektiği de söylenebilir. Paşa’nın iktidar sarhoşluğu yabancı sefirler tarafından da fark edilmiş ve “ Sultan’dan daha ihtişamlı giyiniyor. Sultan olan hangisi belli değil.” demişlerdir.

Tüm bu gelişmeler  ve İbrahim Paşa, Kanunî’nin Hürrem’den olma çocuklarından birinin değil, padişahın ilk erkek çocuğu olan Mustafa’nın tahta geçmesini daha uygun görmekte ve onu açıkça desteklemektesi  Padişah’ın zeki ve kurnaz karısını Hürrem Sultan’nı harekete geçirir. Ve hızlı bir yükselişin sonunun yine hızlı bir gelmesine sebep olur.  İbrahim Paşa’yı ciddi bir tehdit olarak gören Hürrem Sultan Kanuni Sultan Süleyman’ı üzerinde çalışmalara başlar. Padişah’ı dolduruşa getirir.

Nakkaş Osman tarafından resmedilen Pargalı'nın cenazesi

Ve 1536 nın bir Ramazan günü,  Kanuni’yle birlikte akşam yemeği yedikten sonra Paşa, kendisi için sarayın harem dairesinde hazırlatılmış olan odada, âdet olduğu üzere başı vurularak değil, padişah soyundan olanlara -kanı akmasın gerekçesiyle- uygulanan biçimde boğularak öldürülür.  Cesedi gizlice kaldırılarak, Galata’da Tersane arkasındaki Canfedâ zaviyesi mezarlığında defnedilir.

Yılların Makbul İbrahim’i, bir anda Maktül İbrahim olur.

Bu yazı hazırlanırken yararlanılan kaynaklar:

Murat Belge – İstanbul Gezi Rehberi

Rüknü Özkök – Yedi Tepede On Yedi Gezi