ONCA YOKSULLUK VARKEN

Bu yazıyı çok fazla gecikmeden istedim. Çünkü çok anlamlı ve aslında bir o kadar anlamsız şeylerin olup bittiği ülkemde hala insanlığın iyiye gideceğine inananların oyunu vardı Salı gecesi. Sivas katliamı zaman aşımına uğramıştı. İnsanlık yozlaşmış , inançlar aşınmıştı aslında. O gün duyduklarımıza inanamamıştık. Bir taş oturmuştu içimize. Öylece ağırlaşıp kalmıştık. Adalet terazisini bir kenara bırakalı çok olmuştu. Ve bu yüzden tam da zamanında ilaç gibi gelmişti bu oyun.

Annelerinin fuhuş sektöründe çalışmaları nedeniyle sahiplenmedikleri çocuklara sahiplenen, yaşlı bir fahişenin(Madam Rosa), sokağa atmaya kıyamadığı bir çocuk (Momo)ile olan sımsıcak dostluğunu anlatıyor oyun.  Madam Rosa  Musevi’dir. Ancak babasının isteği üzerine Momo’yu bir Müslüman gibi yetiştirir. Kahramanların tek bir ortak noktası vardır : Yanlızlık.

Yanlızlık sevgiyi doğurur onlar için. Ve ne yalnızlığın ne de sevginin dili, rengi, ırkı , dini , yazılı kuralları yoktur. Aynı gök kubbenin altında birbirlerine sevgiyle sarılarak hayatta kalırlar.

Hitler mezalimi yaşamış, toplama kamplarından kurtulmayı başarmış, fahişe M.Rosa, yaşlılık günlerinin acılarını, korkularını, evine aldığı çocuklara verdiği bakım, enerji, özveri ve sevgiyle giderme yolunu seçer. Momo ise annesinin, babasının yokluğunu, çektiği yalnızlığı M. Rosa’ya olan ilgisi, şefkati, sevgisiyle giderir.

Onca Yoksulluk Varken  1914 Fransa doğumlu Emile Ajar’ın (Romain Gary) Fransa’nın en saygın edebiyat ödülüne sahip başyapıtı . Bu başyapıt Nedim Saban sayesinde Türk tiyatro sahnesinde  izleyicisiyle buluştu. Oyunun uyarlayıcı ve yönetmenliğini üstelenen Nedim Saban’a eşlik eden kuvvetli oyuncu kadrosundan bahsetmeden geçmemek lazım.

Oyunculuğuna hayranlık duyduğum Rüçhan Çalışkur  bu kez Madam Rosa karakteri ile çıktı karşımıza  ve yine Rami Genç ile birlikte harikalar yarattı.  Gökçer Genç ‘in doktor karakterinden, bir fahişeye, ardından  dini bütün bir halıcıya, hemen ardından Muhammet’e  geçişleri gerçekten çok başarılıydı.

Oyunu izlerken kendimi elimden bırakması zor bir kitabı okuyor gibi hissettim. Hani hadi bir sayfa daha bir sayfa daha dersiniz ve zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız.  Böyle bir oyundu benim için. Zaman zaman yüreğimi sızlatan, zaman zaman güldüren bir hikaye. Satır aralarına gizlenmiş ama akılda yer eden replikler , altı çizilesi cümleler … Önce bir silah sesi ve sonra John Lennon duyuldu sahnede.

“ Bir masal izlediniz. Ve bugün bize de bir masal anlattılar. “ dedi Nedim  Saban arkada John Lennon Imagine çalarken.  İçimiz buruk ama Imagine nın her zaman yüreğimize getirdiği ferahlığa oyundaki hikaye eklenince  “ Bir gün mutlaka birşeyler , her şeye rağmen  değişecek“ diyerek  en azından umarak ayrıldık salondan.

Oyun Profilo Alışveriş Merkezi’nde Mart ayı boyunca sahnelenecek. Kaçırmamanız ve şimdiden bir hafta sonu planı olarak listenize almanız tavsiye olunur diyelim ve Imagine dinleyelim.