TOHUMDAN SOFRAYA BİR TOHUM MASALI

Tohumdan Sofraya: Mevsiminde Sebze Meyve Tüketimi

Bu aralar tükettiğim besinlerin doğallığına, yediğim meyve ve sebzelerin tohumlarına, marketten aldığım yoğurdun süt tozundan yapılıp yapılmadığına  fazlasıyla takılmış durumdayım. Böyle durumlarda yaşım “ ahh nerde o eski meyveler sebzeler “ diyecek kadar  olmasa da çocukluğuma dönüyorum. Çocukken yaz tatillerim genellikle Karadeniz’ deki köyümüzde geçerdi. Yeşiliklerin arasında ahşap bir ev ve arkasında bir bahçe, önünde bir ocak. Ocakta dut pekmezi kaynatır, bahçede ise domates, fasulye, patlıcan ,salatalık , kabak,  fındık her şeyden azar azar bize yetecek kadar yetiştirirdi babaannem. İlaç yok gübresi yan komşunun ağılından aldığı tezek o kadar. Yetiştirdiklerinin bazılarını yemeklik toplar bazılarını tohumluk diye dalında bırakırdı. Daha sonra tohumluk diye ayırdıklarını toplar çekirdeklerini bir sonraki sene yeniden dikmek için küçücük bez parçalarına sıkı sıkı sarıp hazine gibi bir köşede saklardı. O bahçeden yediğim domatesin , salatalığın, fasulyenin kokusu, tadı hala yer eder hafızamda. Domatesin kıpkırmızı değil de şeker pembesi rengini, mis gibi kokusunu hatırlar mısınız ? Fasulyenin üzerindeki o tüylü dokuyu ya da ufacık tarla çileklerini, biçimsiz ama leziz salatıkları bilir misiniz ?

Hafızamda yer etmiş bir şey daha : Annemle pazara çıktığımızda ise bazı meyve ya da sebzeleri gösterdiğimde “ Onlar turfanda. Zamanı gelmedi henüz. “ deyip almazdı. Turfanda diye bir tabir vardı. Var mı şimdi turfanda?

Şanslıyım ki her şeyin zamanında yendiği ve tadının olduğu bir çocukluk geçirdim ben. Şimdiyse marketten aldığım her meyve ve sebzede çocukluğumun  o tatlarını arıyorum. Bu tatları ararken büyük şehirlerde yetişip her mevsim her şeyi market raflarında gören ve onların gerçek tadını bilmeyen çocukları düşünüyorum. Ben ne kadar şanslıysam onlar o kadar şanssızlar.  Ama sızlanmak yerine onlar için de ve aslında bizim için de yapılacak bir şeyler olmalı.

Tohumdan Sofraya: Sebze Meyve Tüketimi Eğitimi

Tüm bu düşünceler ara ara beynimi karıncalandırırken ve bireysel olarak ne yapabilirim derken üyesi olduğum slow food gençlik grubundan bir mail alıyorum. “Tohumdan Sofraya” projesinde gönüllü eğitimci olabilmek için Çekül’de verilecek eğitimci eğitimine bir davet bu ve aynı zamanda benim için muhteşem bir fırsat. Hemen bu fırsatı değerlendiriyorum ve büyük bir heyecanla Çekül’e gidiyorum. Yaklaşık yirmi kadar katılımcıyla ve Olcay Bingöl’ün keyifli anlatımıyla başlıyor eğitimimiz.

“TOHUMDAN SOFRAYA : Mevsiminde Meyve Sebze Tüketimi Eğitimi “ nedir?

Önce size projeden ana hatlarıyla biraz bahsedeyim. Bu proje ÇEKÜL Vakfı ve Slow Food Türkiye Yağmur Böreği Birliği iş ve gönül birliği ile düzenlenmiş özellikle ilkokul çağındaki çocukların evlerinde ve dışarıda, yiyecekle ilişkili bulundukları her yerde daha fazla sebze ve meyve tüketmelerini sağlamaya odaklanmış bir eğitim ve çalışma programı. Çocukların şu anda ne yediği, sağlıklı bir beslenme için ne yemeleri gerektiğiyle ilgili düşünmeye yönlendiren, aynı zamanda bilinçli tüketim ve yerel üretimin önemine de vurgu yapan bir eğitim programı.

Çocuklar bu eğitim için başlangıç noktası. Çünkü onlar da bizim tohumlarımız. Ve onları dikkatle, özenle yetiştirmek bütün çabamız. Özellikle ilkokul  çağındaki çocukların alıcıları çok açık ama çoğunlukla yanlış sinyaller o alıcıları meşgul ediyor. Eğitim sırasında Olcay hanım iki örnek veriyor ve durumun vehametini anlıyoruz :

İlki 1995 yılında Almanya’ dan bir örnek. 40.000 ilkokul çağındaki öğrencinin katılımıyla yapılan bir doğa resimleri yarışmasında, çocukların üçte biri yaylalarda otlayan inekleri  mor renkte boyamış. Çünkü onların bildiği inekler sadece Milka inekleri.

Yine yapılan başka bir araştırmada tavuğu marketteki raflarda kesilmiş ve temizlenmiş görmeye alışkın çocuklar bir tavuk çiftliğine götürülür . Onlara etraflarında koşuşup duran hayvanların tavuk olduğu anlatılmaya çalışılırken çocuklar ısrarla onların tavuk olmadığını söyleyip ağlama krizine girerler. Çünkü onların kafalarındaki tavuk figürü market raflarında gördüklerine benzer.

Tohumdan Sofraya : Mevsiminde Sebze Meyve Tüketimi Eğitimi

Durum vahim ama yapılacak şeyler yok değil. Bu eğitim vasıtasıyla  bizler  aslında çocuklarla meyve ve sebzeleri yeniden tanıştıracağız . Onların arasında bir bağ kuracağız. Ispanağın neye benzediğini , portakalın hangi mevsimde yetiştiğini , ekmeğin neden yapıldığını, uğur böceğinin bir çiftçi için neden çok önemli olduğunu kısacası gıdaların tohumdan başlayıp soframıza gelene kadar geçirdiği süreci farklı oyunlarla görsel anlatımlarla zenginleştirerek onları bilgilendirmeye çalışacağız. Onlara bir tohum masalı anlatacağız.

Olcay hanımın verdiği örnekleri dinleyince bu proje için neden cocukların başlangıç noktası olduğunu daha iyi idrak ediyorum. Ama çocukların eğitiminde ebeveynlerin rolü de tartışılmaz. Bu yüzden eğitim anne babaları da ve hatta öğretmenleri programa dahil ederek ilerleyecek ve ebeveynler için de öğretici olacak.

Tohumdan Sofraya eğitimi kırsaldan çok özellikle büyük şehirlerde yetişen çocuklara yönelik. Geçen öğretim yılında Emirgan İlköğretim Okulu ve Türkan Şoray İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirilmiş. Bu öğretim yılında, Darüşşafaka Eğitim Kurumları’nda yapılan, Slow Food Terra Madre (Toprak Ana) Günü etkinliği ile başlayan eğitim Beşiktaş bölgesindeki devlet okullarında sürdürülecek.

Eğitim benim için gerçekten çok faydalı oldu. Eminim minikler için de çok faydalı olacak. Böyle bir oluşumun parçası olmaktan dolayı ayrıca mutluyum. Doğada var olan her şey bir bütün ve birbirimize ihtiyacımız var. Üstelik yapılacakta bir dolu şey var.

Bu bütünlük için çalışan Yağmur Böreği ailesine , Çekül Vakfı’na  , bu eğitimi hazırlamak için emek sarfeden ve bize ulaştıran Olcay Bingöl’e sonsuz teşekkürler.

Çekül Vakfı ve Yağmur Böreği  projelerinin bir parçası  olmak isterseniz :

http://www.cekulvakfi.org.tr/

http://yagmurboreg.blogspot.com/

Son sözüm Olcay hanımın söylediklerinden olsun ki ben de bu düşünceye sonuna kadar katılıyorum.

“ Hiçbir canlı tek başına doğada var olamaz. Ve insan doğanın bir parçasıdır hakimi değil. “

posted by gezerbocek