YEDİ TEPELİ AMA KAÇ KAPILI ŞEHRİM ?

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeye başladı, oltada İstanbul

Bu ne biçim iş, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul

Ümit Yaşar Oğuzcan

Bizim evimiz İstanbul. Evin içinde evlerimiz,  odanın içinde odalarımız var. Sığındığımız , kendimizi güvende hissetiğimiz , bize kucak açan yuvamız İstanbul.

Taliplisi çokmuş İstanbul’un  , bütün gözler üzerindeymiş . Bu yüzden surlarla korurmuş kendini bu kadim şehir.  Şimdiki gibi değilmiş hiçbir şey. Herkes geçemezmiş surlarından. Sayısız kapısı varmış evimizin önceden. Sonra bu kapılar yıkılmış ,tarih olmuş. İstanbul herkesi alır olmuş içeri.

Sahi İstanbul kaç kapılı bir evdi sizce düşündünüz mü ?   Sayalım bakalım : Yenikapı, Topkapı, Çatladıkapı, Ahırkapı, Edirnekapı, Kumkapı …Ben altı tane sayabiliyorum. Sanırım sayabileceklerimiz bir elimizin on parmağını geçmez.  Her ne kadar kapı sayısı ile ilgili kesin sayılar olmasada dört bir yanı surlarla çevrilmiş koca bir şehrin kırktan fazla kapısının olduğunu biliyoruz.

İstanbul’un surları  Marmara , Haliç ve Kara Surları olmak üzere üç kısımdan oluşurmuş. Bu surlardaki kapılar sabahları açılır, akşamları kapanırmış.

Çatladıkapı

Sarayburnu’ndan Yedikule’ye kadar Marmara kıyısında bulunan kapılar: Topkapısı, Değirmen Kapısı (Osmanlı dönemi), Demirkapı, Aya Yorgi Kapısı, Mangana Sarayı Kapısı, Balıkhane Kapısı, Ahır Kapısı (Hem Bizans, hem Osmanlı döneminde bu civarda saray ahırları vardı), Aslanlar Kapısı, (Bizans döneminde bu kapının önünde arslan heykelleri varmış), Çatladıkapı, Küçük Ayasofya Kapısı, Kadırga Limanı Kapısı, Kumkapı, Yeni Langa Kapısı (Yeni Kapı), Davutpaşa Kapısı, Samatya Kapısı, Narlı Kapı, Mermer Kule Kapısı veya Debbağkapı (Dericiler daha düne kadar bu kapının karşısındaki Kazlıçeşme’de toplanmıştı).

Haliç tarafında Ayvansaray Kapısı, Atik Mustafa Paşa Kapısı, Balat Kapısı, Fener Kapısı, Yeni Ayakapı, Aya Kapısı, Cibali Kapısı, Tüfenkhane Kapısı (Osmanlı döneminde II. Mehmet zamanında açıldı), Unkapanı Kapısı, Ayazma Kapısı, Odun Kapısı (Burada Odun İskelesi bulunuyordu), Zindankapı yahut Yemiş İskelesi Kapısı (Burada İstanbul’a gelen sebze-meyve iskelesi bulunuyordu), Balıkpazarı Kapısı, Yeni Cami Kapısı, Bahçekapı yahut Çıfıt Kapısı, Yalı Köşkü Kapısı, Uğrakkapı (Osmanlı dönemi).

Kara surları dediğimiz, Yedikule’den Ayvansaray’a kadar uzanan surlar üzerindeki kapılar: Altınkapı veya Yaldızlıkapı, Belgrad Kapısı, Silivri Kapısı, Mevlevihâne Kapısı (Daha sonra Mevlânakapı diye anılmaya başlandı. Bu kapıdan çıkan yolu takip ederseniz sizi Yenikapı Mevlevihânesi’ne götürür), Top Kapısı, Sulukule Kapısı, Edirne Kapısı, Eğrikapı (Bu kapı civarında pek çok sahabe kabri ve İstanbul kuşatmalarında şehit düşenlerin kabirleri vardır).

Bu kapılardan birkaç tanesi hakkında kısaca bilgi verecek olursak benim içlerinde en merak ettiklerimden bir tanesi Çatladıkapıdır.

Edirnekapı

Çatladıkapı Bizans döneminde yapılan ve şehrin Marmara kıyısını çeviren deniz surlarının batıdan doğuya doğru altıncı kapısıdır.

Eski adı “Sidera”, yani “Demir”. Yanındaki burç 1532 depreminde çatlamış olduğundan kapıya bu isim verilmiştir. Buranın önemi Bizans döneminde Bukoleon Sarayı’nın limanı olmasındandır. Kapının önündeki meydan 18. asrın sonlarına kadar surla çevrili küçük bir koy imiş. Rumca “kadırga” denilen küçük gemiler deniz tarafından içeri girermiş. Zamanla koy toprakla dolmuş, geçit tıkanmış ve gemilerin geçmesi sona ermiştir.

En bilinen kapılardan bir diğeri ise Edirnekapı’dır. Edirnekapı’nın  İstanbul’un fethi sırasında ilk açılan sur kapısı olduğu söylenir. Bizans döneminde kapının, merasim kapısı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorları’nın sefere çıkarken veya seferden dönerken bu kapıdan geçtikleri ve kapının Mese (Bizans ve Doğu Roma’da ana yol) üstünde yer aldığı bilinir.

Şimdi ise bahsi geçen kapıların bir çoğunun yerinde yeller eser. Bizlere ise sadece rivayetlerini dinlemek  düşer.